LGS Türkçe Soruları
LGS Türkçe (sınavda 20 soru): 14 konuda 904 özgün soru. Her konunun özeti aşağıda; sorular üyelere açık: ücretsiz giriş yap, uygulamada bildiğin soru bir daha sorulmayacak biçimde çöz.
Uygulamada çözBildiğin soru bir daha sorulmaz, bilmediğin öğrenene kadar tekrar gelirKonular
- Sözcükte Anlam
- Cümlede Anlam
- Paragrafta Anlam
- Paragrafın Yapısı ve Anlatım Teknikleri
- Sözel Mantık ve Görsel Okuma
- Fiilimsiler
- Cümlenin Ögeleri
- Fiilde Çatı
- Cümle Türleri
- Yazım Kuralları
- Noktalama İşaretleri
- Anlatım Bozuklukları
- Söz Sanatları
- Metin Türleri
Sözcükte Anlam
- Gerçek anlam, sözcüğün akla ilk gelen ve kendisinden beklenen anlamıdır (sıcak çorba, kırılan bardak). Mecaz anlam, gerçek anlamdan uzaklaşarak benzetme yoluyla kazanılan anlamdır; yalnızca cümle içinde ortaya çıkar (sıcak karşılama, kırılan kalp).
- Yan anlam, sözcüğün gerçek anlamıyla ilişkisini koruyarak kazandığı ek anlamdır ve sözlükte ayrı madde olarak yer alır (masanın ayağı, şişenin ağzı, defterin yaprağı). Terim anlam, sözcüğün bir bilim, sanat ya da meslek dalında özel bir kavramı karşılamasıdır (karekök, hücre, iş, açı).
- Eş anlamlı sözcükler yazılışı farklı, anlamı aynı ya da çok yakın olan sözcüklerdir (yanıt-cevap); ancak her bağlamda birbirinin yerine geçemez, duygu ve saygı değerleri farklı olabilir. Zıt anlamlı sözcükler birbirinin karşıt anlamıdır (bolluk-kıtlık); zıtlık bağlama göre değişebilir (hafif paket-ağır paket).
- Sesteş sözcükler yazılışı ve okunuşu aynı, anlamları arasında ilişki olmayan sözcüklerdir (çay: içecek-akarsu, yüz: sayı-surat, ben: zamir-ben). Çok anlamlı sözcüklerde ise anlamlar arasında bir ilişki vardır (dil: organ-lisan); bu fark soruların çoğunda belirleyicidir.
- Somut anlamlı sözcükler beş duyu organıyla algılanabilir (kapı, deniz); soyut anlamlı sözcükler ise yalnızca düşünce ve duygu dünyasında vardır (umut, merhamet, hayal). Üst anlamlı (genel) sözcükler alt anlamlı (özel) sözcükleri kapsar (meyve-elma).
- Deyimler gerçek anlamlarından uzaklaşmış, kalıplaşmış söz öbekleridir (gözü kara, ağzı kulaklarına varmak, elini taşın altına koymak). Genellikle mecaz anlamlıdır, sözcükleri değiştirilemez, öğüt vermez. Cümleye göre gerçek anlamlı da kullanılabilir (hasta gözünü açtı) ya da deyim anlamı taşıyabilir (bu olay onun gözünü açtı).
- Atasözleri uzun deneyimlerin ürünü, öğüt veren kalıplaşmış cümlelerdir (Damlaya damlaya göl olur. Ağaç yaşken eğilir. Ne ekersen onu biçersin.). Çoğu mecaz anlamlıdır; genel bir doğruyu dile getirir. Bir durumla atasözü eşleştirilirken olayın verdiği ders aranır.
- İkileme, anlamı pekiştirmek ya da yeni bir anlam katmak için iki sözcüğün birlikte kullanılmasıdır. Türleri: aynı sözcüğün tekrarı (ağır ağır), anlamca yakın sözcükler (kırık dökük, çoluk çocuk), zıt sözcükler (aşağı yukarı, ileri geri), biri anlamsız sözcük (ufak tefek), yansıma sözcükler (şakır şakır), zarf-fiil tekrarı (düşüne düşüne, bağıra çağıra).
- Yansıma sözcükler, doğadaki seslerin taklit edilmesiyle oluşur (şıp, tak, hışır, miyav). Bunlardan türeyen sözcükler de yansımaya dayanır (şangırdamak, gıcırdamak, fısıltı). Bir sözcüğün yansıma sayılması için ses taklidine dayanması gerekir.
- Kalıp sözler belirli durumlarda söylenen, anlamı sabit sözlerdir (geçmiş olsun, hayırlı olsun, kolay gelsin, başınız sağ olsun). Deyimlerden farkı genellikle gerçek anlamlarını korumalarıdır. Söz öbekleri sınıflanırken deyim, atasözü, ikileme, kalıp söz ve terim ayrımı yapılır.
- Sözlük maddesi sorularında sözcüğün cümledeki anlamı numaralı anlamlarla eşleştirilir; önce cümledeki sözcüğün neyi anlattığı belirlenir, sonra anlam listesinde ilişki aranır. Birden çok anlamı olan sözcüklerde cümleyi bağlamıyla okumak gerekir.
Cümlede Anlam
- Neden–sonuç ilişkisinde bir durum (neden), başka bir durumun (sonuç) gerçekleşmesine yol açar. Ek ve sözcükler: -dığı için, -dığından, çünkü, yüzünden, sayesinde, bu yüzden, bu nedenle, -ince (sebep). Sonuç önce, neden sonra söylenebilir: “Maç ertelendi, çünkü yağmur dinmedi.”
- Olaylar zincirinde (A → B → C) başlangıç nedeni ilk halkadır; ara halkalar hem sonuç hem neden olabilir. Sadece aynı anda artan iki durum arasında (dondurma satışı – boğulma) neden–sonuç ilişkisi kurulamaz; ortak bir üçüncü etken olabilir.
- Amaç–sonuç ilişkisinde eylem bir hedefe ulaşmak için yapılır. Kalıplar: -mek için, -mek amacıyla, -sın diye, -mek üzere, -mesi için. “İçin” sözcüğü hem amaç hem neden bildirebilir: “Çalışmak için okula geldi” (amaç), “Çalıştığı için başardı” (neden). Amaç gerçekleşmeyebilir; sonuç ise gerçekleşmiş durumdur (öyle … ki).
- Koşul (şart) ilişkisinde bir durumun gerçekleşmesi başka bir duruma bağlıdır. Kalıplar: -sa/-se, eğer, yeter ki, -dığı sürece, şartıyla, -ması koşuluyla. Gerek şart olmadan sonuç olmaz; yeter şart yeterli olsa da tek yol olmayabilir. “Yağmurluysa maç ertelenir” → maç ertelenmediyse hava yağmurlu değildir; ertelendiyse başka sebep de olabilir.
- Karşılaştırma, iki ya da daha fazla varlığın bir özellik bakımından benzerliğinin veya farkının bildirilmesidir. İşaretler: -dan daha, kadar, gibi, -e göre, -e oranla, en. Karşılaştırma yapılırken benzer varlıklar karşılaştırılmalıdır (sınıfı sınıfla, kişiyi kişiyle). Tablo ve sıralama sorularında “daha”, “önce”, “fazla” gibi ifadeler zincir hâlinde birleştirilir.
- Nesnel yargı kişiden kişiye değişmeyen, ölçülebilen ya da kanıtlanabilen bilgidir (sayı, tarih, ölçü, genel kabul). Öznel yargı kişisel beğeni, duygu ve değerlendirmedir (bence, güzel, sıkıcı, en lezzetli). “En” sözcüğü bile nesnel (en kalabalık) ya da öznel (en güzel) olabilir; ölçülebilirliğe bakılır. Bir cümlede ikisi birlikte bulunabilir.
- Örtülü anlam, cümlede doğrudan söylenmeyen ama sözcüklerden, vurgudan ve bağlamdan çıkarılan anlamdır. “Hâlâ”, “yine”, “de”, “bile”, “en sonunda”, “rağmen” gibi sözcükler ve ironi (“Ne kadar da erken geldin!”), soru kalıplarıyla yapılan uyarı ya da eleştiri örtülü anlam taşır.
- Kesinlik bildiren cümleler durumu kuşkusuz söyler (kesinlikle, mutlaka, -dır/-dir). Tahmin bildirenler olasılığa dayanır (sanırım, galiba, belki, muhtemelen, -ebilir, olmalı). Öneri bildirenler tavsiye verir (-se iyi olur, -meli, bence … yapsan). Aynı kalıp bağlama göre farklı anlam taşır: “Gelmiş olmalı” (tahmin), “Gelmelisin” (öneri).
- Cümle yorumlamada verilen bilgiden kesin çıkarım yapılır: genel kural özel duruma uygulanır, zincir kurallar (A→B, B→C ⇒ A→C) birleştirilir, bir şartın olumsuzlanması karşıt çıkarım doğurur. Verilmeyen bilgi çıkarım sayılmaz; “bazı”, “hepsi”, “hiç” gibi niceleyiciler dikkatle okunmalıdır.
- Anlamca aynı ya da zıt cümle sorularında olumsuz ve olumlu kalıplar eşleştirilir: “Çalışmadan başarılı olunmaz” = “Başarı için çalışmak gerekir”. Gerek şartı yeter şarta, bir kuralı onun tersine çevirmek yanıltıcı bir çıkarımdır.
- Çeldirici tuzaklar: neden ile amacı karıştırmak, öznel yorumu nesnel bilgi saymak, tahmini kesin bilgi gibi okumak, ilişki ile nedenselliği özdeş saymak, parça bilgiden genelleme yapmak. Soruda aranan ilişkiyi (neden, amaç, koşul, karşılaştırma) önce belirleyip seçenekleri bu ölçüte göre elemek gerekir.
Paragrafta Anlam
- Konu, paragrafın “ne hakkında” olduğudur; kısa bir ad ya da ad tamlamasıyla (ör. “arıların tarıma katkısı”) söylenir.
- Ana düşünce, yazarın okura vermek istediği asıl mesajdır; tam bir yargı cümlesidir ve çoğu kez paragrafın başında ya da sonunda toparlanır.
- Yardımcı düşünceler, ana düşünceyi destekleyen, açıklayan ve örnekleyen ayrıntılardır; ana düşünceyle çelişemez.
- Başlık, parçanın tamamını karşılamalı; ne fazla geniş ne de bir ayrıntıya sıkışmış olmalıdır.
- “Paragrafa sorulabilecek soru” sorusunda cevabı paragrafta açıkça bulunan soru doğrudur; paragrafta bilgisi olmayan sorular elenir.
- Çıkarım, parçada doğrudan yazmayan ama yazılanlardan mantıkla ulaşılan sonuçtur; parçayla çelişen ya da parçada bulunmayan bilgi çıkarılamaz.
- “Hiç, her zaman, yalnızca, kesinlikle, tamamen” gibi mutlak ifadeler içeren şıklar çoğu zaman çeldiricidir; parçada böyle bir kesinlik yoksa elenir.
- Neden-sonuç ilişkisi “çünkü, bu yüzden, bu nedenle, dolayısıyla” gibi sözcüklerle ya da cümlenin kurgusundan anlaşılır; soruda neden mi sonuç mu istendiği iyi okunmalıdır.
- İki metin karşılaştırılırken önce her metnin ayrı ayrı özeti çıkarılır, sonra ortak ve farklı yönler belirlenir.
- Öncüllü sorularda her öncül parçaya tek tek sorulur; parçayla çelişen ya da parçada olmayan öncül elenir, kalan şıkta cevap bulunur.
- Sayısal bilgi içeren parçalarda işlem yapılır; “artış miktarı” ile “artış oranı” karıştırılmamalıdır.
- Yazarın tutumu ve amacı; kullanılan sözcüklerden (övme, eleştirme, uyarma, bilgilendirme) ve cümlelerin gidişatından anlaşılır.
Paragrafın Yapısı ve Anlatım Teknikleri
- Bir paragraf; giriş (konuyu açan), gelişme (düşünceyi geliştiren) ve sonuç (düşünceyi toparlayan) bölümlerinden oluşur.
- Paragrafı başlatan cümle önceki bir ifadeye gönderme yapmaz; “bu yüzden, ancak, nitekim, örneğin” gibi bağlantılarla başlayan cümle giriş olamaz.
- Sonuç cümlesi “bu yüzden, kısacası, dolayısıyla, o hâlde, demek ki” gibi sözcüklerle bağlanır ve parçadaki düşünceyi toparlar.
- Cümle sıralamada ipuçları: zaman sıralaması, neden-sonuç, gönderme sözcükleri (bu, şu, o, onun), karşıtlık bağlaçları (oysa, ancak, ama) ve “örneğin” gibi örnek bildiren sözcüklerdir.
- Akışı bozan cümle, konuyla ilgisiz ya da konunun başka bir yönünü anlatan cümledir; diğer cümlelerin kurduğu bağlantıyı kopartır.
- Paragraf ikiye bölünürken konunun, düşüncenin, anlatım biçiminin ya da bakış açısının değiştiği cümleye bakılır.
- Boşluk doldurmada önce boşluktan öncesi ve sonrası okunur; öncesi ile sonrası arasında bağ kuran, bağlaç ve göndermelere uyan cümle seçilir.
- Anlatım biçimleri dörttür: açıklayıcı (bilgi verir), tartışmacı (düşünceyi savunur), öyküleyici (olayı anlatır) ve betimleyici (varlığı canlandırır).
- Betimleme açıklayıcı (nesnel, bilgi verici) ve sanatsal (duygu ve izlenime dayalı, benzetme-kişileştirme içeren) olmak üzere ikiye ayrılır.
- Düşünceyi geliştirme yolları: tanımlama, örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, benzetme ve sayısal verilerden yararlanmadır.
- Tanımlama bir kavramın ne olduğunu; örneklendirme genel bir yargıyı somut örnekle; karşılaştırma iki varlığın benzer ve farklı yönlerini; tanık gösterme başkasının sözünü; benzetme iki varlığı benzer yönüyle; sayısal veri sayı ve oranları kullanır.
- Bir parçada birden fazla düşünceyi geliştirme yolu bulunabilir; soruda “hangileri” ya da “hangisi yoktur” ifadesine dikkat edilir.
- Öncüllü sorularda her öncül parçayla tek tek karşılaştırılır; parçada olmayan ya da parçayla çelişen öncül elenir.
Sözel Mantık ve Görsel Okuma
- Tablo okurken önce başlıklara, birimlere (TL, kg, °C, %) ve sütun-satır eşleşmesine bakılır; soru hangi satır ve sütunu istiyorsa yalnızca o değerler kullanılır.
- Grafik türleri farklı amaç taşır: sütun grafiği değerleri karşılaştırır, çizgi grafiği zaman içindeki değişimi, daire grafiği bütünün parçalara dağılımını gösterir.
- Bir artış ya da azalışı yorumlarken fark (son - ilk) hesaplanır; "en çok artış" ile "en yüksek değer" farklı şeylerdir.
- Yüzde verileri toplam sayıya çevrilirken parça yüzdesi toplamla çarpılır; birden çok parça isteniyorsa önce yüzdeler toplanır, sonra çevrilir.
- Afiş, ilan ve bilgi notlarında yalnızca metinde yazanlar kesin bilgidir; "neden", "süre", "nasıl" gibi verilmemiş ayrıntılar çıkarım yapılarak doğru kabul edilmez.
- Koşullu başvuru, tarife ve kampanya sorularında her koşul tek tek denetlenir; "en az", "en geç", "dâhil", "aşan" ifadeleri sınır değerlerin dâhil olup olmadığını belirler.
- Zaman ve saat sorularında başlangıç, süre ve bitiş ayrılır; bir etkinliğin bittiği anda ötekinin başlaması çakışma sayılmaz; öğle arası gibi kesintiler süreye eklenir.
- Sıralama sorularında "önce / sonra / hemen önce / ardışık / ikisi arasında" ifadeleri ayrı koşullardır; kesin bilgilerden başlayıp eleme yöntemiyle yerleştirme yapılır.
- Eşleştirme sorularında kişi - özellik tablosu çizilir; "değildir" bilgisiyle çarpı konur, bir satır ya da sütunda tek seçenek kalınca kesin eşleşme yazılır.
- Doğru-yanlış (yalancı) sorularında her seçeneğin doğru olduğu varsayılır ve verilen koşullarla çelişip çelişmediği sınanır; yalnızca tüm koşulları sağlayan durum kabul edilir.
- "Kesinlikle doğru" ve "kesin olarak çıkarılamaz" soruları kısmî sıralamaya dayanır: yalnızca zincirle bağlanan ilişkiler kesindir, bağlantısı olmayanlar belirsizdir.
- Venn şemasında iki kümenin birleşimi A + B - kesişim formülüyle bulunur; ikisine de ait olanlar iki kez sayıldığı için bir kez çıkarılır.
Fiilimsiler
- Fiilimsi, fiil kök veya gövdesinden türeyen, fiil anlamı taşıyan ama kip ve kişi eki almadığı için çekimlenemeyen sözcüktür. Fiil gibi olumsuz yapılabilir (gelmeyen, gelmeden).
- Fiilimsiler üç türdür: isim-fiil (isim görevi), sıfat-fiil (sıfat görevi), zarf-fiil (zarf görevi).
- İsim-fiil ekleri: -ma/-me, -mak/-mek, -ış/-iş/-uş/-üş. Cümlede isim gibi özne, nesne, yer tamlayıcısı ya da tamlayan olabilir (Okumak güzeldir. Okumayı severim.).
- Sıfat-fiil ekleri: -an/-en, -ası/-esi, -maz/-mez, -ar/-er (-ır/-ir), -dık/-dik, -acak/-ecek, -mış/-miş. Bir ismi niteler (gelen misafir, okunacak kitap, solmuş çiçek).
- Sıfat-fiil bir ismi nitelemeyip çoğul, iyelik ya da hâl eki alırsa adlaşır (Gelenler, bilenler).
- Zarf-fiil ekleri: -ıp/-ip/-up/-üp, -arak/-erek, -dıkça/-dikçe, -ınca/-ince, -madan/-meden, -alı/-eli, -ken, -a/-e (tekrarlı), -ar/-er … -maz/-mez, -casına.
- Zarf-fiiller yükleme “nasıl?” ve “ne zaman?” sorularını sordurarak zaman ya da durum bildirir; yükleme bağlıdır.
- Fiilimsi eki aldığı hâlde bir varlığın ya da kavramın adı olarak kalıplaşan sözcükler kalıcı isimdir, fiilimsi sayılmaz (yemek, keser, dolma, sarma, açacak, gelecek).
- Aynı ek, görevine göre fiilimsi ya da kip eki olabilir: “Gelmiş misafirler” (sıfat-fiil) / “Misafirler gelmiş.” (çekimli fiil). Yargı bildiriyorsa yüklemdir.
- Fiilimsi yüklem olmaz; yüklem olması için ek-fiil almalıdır (Amacım yardım etmektir.). Bir cümledeki yüklem sayısı, çekimli fiil ve ek-fiilli sözcükler sayılarak bulunur; fiilimsiler sayılmaz.
- Fiilimsi, kendisine bağlı sözcüklerle fiilimsi grubu kurar (kitap okumayı, eve gelince, bahçede oynayan çocuk); grup bütün olarak cümlede tek bir ögedir.
Cümlenin Ögeleri
- Yüklem, cümlede yargı bildiren, işi, oluşu ya da durumu anlatan temel ögedir. Fiil (okudu) ya da ad soylu sözcük + ek-fiil (güzeldir) olabilir. Fiilimsiler yüklem olamaz.
- Özne, yüklemin bildirdiği işi yapan ya da durumu üzerinde taşıyan ögedir; “kim/ne?” sorusuyla bulunur. Açık, gizli (yüklemdeki kişi ekinden anlaşılan) ve sözde özne (edilgen fiilin öznesi) olabilir.
- Nesne, öznenin yaptığı işten etkilenen ögedir. Belirtili nesne -i hâl ekini alır ve “neyi/kimi?” sorusuyla bulunur; belirtisiz nesne ek almaz ve “ne?” sorusuyla bulunur. Geçişli fiiller nesne alır.
- Yer tamlayıcısı (yer tamlayıcısı), -e, -de, -den ekleriyle yönelme, bulunma ve ayrılma bildirir; “nereye/kime/nerede/nereden?” sorularıyla bulunur.
- Zarf tamlayıcısı yüklemi zaman, durum, miktar, neden, amaç gibi yönlerden tamamlar; “ne zaman, nasıl, ne kadar, niçin?” sorularıyla bulunur. Zarf-fiil grupları da zarf tamlayıcısıdır (Eve gelince...).
- Cümle dışı unsurlar, cümlenin ögesi olmayan hitap (Ali, Sayın yolcular), ünlem ve seslenme sözleridir. Çıkarılınca cümlenin yapısı bozulmaz.
- Ara söz, cümleye ek bilgi, açıklama ya da kişisel görüş katan, virgül veya çizgi arasında kullanılan ve ögelerden biri olmayan sözdür (bence, sanırım, ne yazık ki, emekli bir öğretmen).
- Kurallı cümlede yüklem sondadır; ögeler genellikle özne – zarf tamlayıcısı – yer tamlayıcısı – nesne – yüklem sırasıyla dizilir. Yüklem sonda değilse cümle devriktir.
- Vurgulanmak istenen öge yüklemden hemen önceye getirilir (Bu akşam sinemaya Elif gidecek. – Elif vurgulanır). Ögelerin yer değiştirmesi, belirtisiz nesne gibi durumlar dışında anlamı değiştirmez.
- Bir ögede birden çok sözcük bulunabilir (Sabahtan beri yağan yağmur = özne). Fiilimsi grupları da özne, nesne, yer tamlayıcısı ya da zarf tamlayıcısı olarak öge görevi görür.
- Yüklem sayısı kadar yargı vardır; tek yüklemli cümlede fiilimsiler yüklem sayılmaz. Birden çok yüklemli cümlelerde özne ile yüklemlerin kişi bakımından uyumlu olması gerekir.
Fiilde Çatı
- Çatı, fiilin özneye ve nesneye göre aldığı durumdur. Fiiller öznesine göre etken ve edilgen, nesnesine göre geçişli ve geçişsiz olarak incelenir.
- Etken çatılı fiilde eylemi yapan (özne) bellidir: “Kuşlar yuva yaptı.” Edilgen çatılı fiilde eylemi yapan belli değildir ya da önemsizdir: “Yuva yapıldı.”
- Edilgenlik eki -l ve -n’dir (-ıl, -il, -ul, -ül, -ın, -in, -un, -ün). Fiil ünlüyle bitiyorsa -n/-l, l ile bitiyorsa -ın/-in, diğer ünsüzlerle bitiyorsa -ıl/-il/-ul/-ül getirilir: yaz-ıl-dı, oku-n-du, bul-un-du.
- Nesne alabilen (ne/kimi sorusuna cevap veren öge getirilebilen) fiil geçişli, nesne alamayan fiil geçişsizdir. Belirtisiz nesne de nesnedir: “Dedem gazete okur.” geçişlidir.
- Yer tamlayıcısı (-e, -de, -den alan yer tamlayıcısı) alan ama nesne almayan fiiller geçişsizdir: “Eve döndü.”, “Köpekten korktu.”
- Edilgen çatılı fiiller nesne alamaz; bu yüzden edilgen fiil her zaman geçişsizdir. “Edilgen ve geçişli” biçiminde bir fiil olmaz.
- Etken fiil geçişli de geçişsiz de olabilir. Dolayısıyla üç birleşim vardır: etken-geçişli, etken-geçişsiz, edilgen-geçişsiz.
- Sözde özne: Edilgen cümlede, etken cümledeki nesnenin özne gibi görünen hâlidir. “Kapıyı açtılar.” → “Kapı açıldı.” (kapı: sözde özne). Yüklem + ne/kim sorusuyla bulunur.
- Edilgen cümlede sözde özne bulunması zorunlu değildir: geçişsiz fiil edilgen yapılabilir (“Burada oturulur.”, “Salonda çalışıldı.”); bu durumda ne gerçek özne ne sözde özne vardır.
- Çatı ekleri fiilin geçişlilik durumunu değiştirir: geçişsiz fiile -t, -dır, -ir, -ar gibi ekler gelince fiil geçişli olur (uyu → uyut, piş → pişir, çık → çıkar); geçişli fiile -l/-n gelince edilgen ve geçişsiz olur (yaz → yazıl).
- Bir fiil cümleye göre geçişli ya da geçişsiz olabilir: “Kapıyı açtı.” (geçişli), “Çiçek açtı.” (geçişsiz). Çatı fiilin köküne değil, cümledeki kullanımına bakılarak belirlenir.
- Çatı uyumu: Aynı özneyle kullanılan fiilimsi ve yüklem çatı bakımından uyumlu olmalıdır. “Odayı süpürüp kitaplar toplandı.” cümlesinde fiilimsi etken, yüklem edilgen olduğundan anlatım bozukluğu vardır.
- Edilgen çatı, eylemi yapanı belirtmek gerekmediğinde (haber dili, bilimsel anlatım, kuralları bildiren metinler) tercih edilir; eylemin kendisi öne çıkar.
Cümle Türleri
- Cümleler dört ölçüte göre sınıflandırılır: yüklemin türüne, yüklemin yerine, anlamına ve yapısına göre. Bu ölçütler birbirinden bağımsızdır; aynı cümle dört ölçütte de ayrı bir tür olabilir.
- Yüklemin türüne göre: yüklemi fiil soylu sözcük olan cümle fiil cümlesi (“Çocuklar koştu.”), yüklemi isim soylu sözcük (isim, sıfat, zamir, zarf) olan ya da ek-fiil almış olan cümle isim cümlesidir (“Hava çok soğuk.”, “Bu kitap seninmiş.”).
- “Hava soğuk oldu.” gibi cümlelerde yüklem “oldu” fiilidir; yüklem fiil olduğu için cümle fiil cümlesidir. Yüklemin isim mi fiil mi olduğuna cümlenin son sözcüğüne değil, yüklemin kendisine bakılarak karar verilir.
- Yüklemin yerine göre: yüklemi sonda olan cümle kurallı, yüklemi sonda olmayan cümle devrik cümledir. Devrik cümlede yüklemden sonra özne, nesne ya da tümleç gelebilir: “Yağdı gece boyunca kar.”
- Anlamına göre dört tür vardır: olumlu (yargı gerçekleşir), olumsuz (yargı gerçekleşmez; -ma/-me eki, değil, hiç/kimse/hiçbir gibi sözcüklerle), soru (cevap beklenir; soru eki ya da soru sözcüğüyle) ve ünlem (duygu, şaşkınlık, hayranlık bildirir).
- Anlamca türü yüklemin bildirdiği yargıya göre belirlenir. Soru sözcüğü taşıyan her cümle de soru cümlesi değildir: “Kimin geldiğini bilmiyorum.” olumsuzdur.
- Yapısına göre dört tür vardır: basit, birleşik, sıralı ve bağlı cümle.
- Basit cümle: tek yargı bildirir; fiilimsi ve şart eki taşımaz. “Öğrenciler müzeyi gezdi.” Birleşik cümle: yan cümlecik içerir; fiilimsili (“Yağmur yağınca yollar çamur oldu.”) ya da şartlı (“Yağmur yağarsa gelmem.”) olabilir.
- Fiilimsiler (isim-fiil -mak/-ma/-ış, sıfat-fiil -an/-dık/-acak, zarf-fiil -ıp/-arak/-ınca/-ken) cümleye ikinci bir yargı katar; fiilimsi taşıyan cümle yapısına göre birleşiktir.
- Sıralı cümle: birden çok bağımsız yargı, aralarında bağlaç olmadan virgül ya da noktalı virgülle art arda dizilir: “Gün battı, hava serinledi.”
- Bağlı cümle: yargılar bağlaçlarla (ve, ama, fakat, ancak, çünkü, oysa…) birbirine bağlanır: “Gün battı ve hava serinledi.” Bağlaç sıralı ile bağlı cümleyi ayıran ölçüttür.
- “Ve” bağlacının bulunması cümleyi her zaman bağlı yapmaz: sözcükleri bağlıyorsa cümle basittir (“Çocuklar ve gençler parkta buluştu.”). Virgül de her zaman sıralı cümle işareti değildir: “Annem, gülleri suladı.” basittir.
- Cümleyi çözümlerken sırayla şu sorular sorulur: Yüklem nedir ve türü ne? Yüklem sonda mı? Yargı gerçekleşiyor mu, soru ya da ünlem mi? Kaç yargı var; fiilimsi, şart eki ya da bağlaç var mı?
Yazım Kuralları
- Yer adlarında asıl addan sonra gelip deniz, göl, dağ, boğaz, nehir gibi türü gösteren ikinci sözcük de büyük başlar (Van Gölü, Kaz Dağları). Saray, köşk, han, köprü, kule, anıt gibi yapı adlarının her sözcüğü büyük yazılır (Topkapı Sarayı).
- Kişi adlarından önce ve sonra gelen unvan, saygı sözü ve lakaplar büyük harfle başlar (Dr. Selin Öz, Ayşe Hanım, Mustafa Kemal Paşa). Genel bir görevi bildiren unvanlar küçük yazılır. Din, dil ve millet adları (Müslüman, Türkçe, Alman), tarihî olay ve dönem adları (Kurtuluş Savaşı), gök cisimleri (Dünya, Ay) büyük harfle başlar.
- Eser, kurum ve kuruluş adlarında sözcüklerin ilk harfi büyük yazılır; “ve, ile, ya, veya, ki, da, de” sözleri ve soru eki küçük kalır (Tarih ve Toplum, Gençlik ve Spor Bakanlığı). Belli bir tarihi gösteren ay ve gün adları büyük yazılır (29 Ekim 1923). Doğu ve batı sözleri düşünce ya da hayat tarzı bildirirse büyük, yön bildirirse küçük yazılır.
- Kesme işareti özel adlara gelen çekim eklerini, rakamlara ve kısaltmalara gelen ekleri ayırır (Ankara’ya, 1923’te, TRT’nin). Yapım ekleri kesmeyle ayrılmaz (Ankaralı, Türkçe).
- Rakamla yazılan sayılara ve kısaltmalara gelen ekler okunuşa göre yazılır: 5’te (beş), 8’de (sekiz), 6’sı (altı); TRT’de, PTT’ye. Sıra sayısında ya nokta (20. yüzyıl) ya da ek (20’nci yüzyıl) kullanılır, ikisi birlikte kullanılmaz.
- Yazıyla yazılan sayılar ayrı yazılır (yüz yirmi beş). Dört ve daha çok basamaklı sayılar sağdan başlayarak üçerli gruplara nokta ile ayrılır (1.250). Büyük harfli kısaltmalarda nokta kullanılmaz (TDK, KDV); unvan ve ölçü dışı kısaltmalar noktalıdır (Dr., Prof., Cad., vb.). Ölçü birimleri noktasız yazılır (km, kg).
- Soru eki “mi” ayrı yazılır, ünlü uyumuna uyar ve kişi eki alırsa bitişik yazar (gelecek misin, geldin mi). Bağlaç olan “de/da” ayrı yazılır ve sert ünsüzden sonra sertleşmez; bulunma eki “-de/-da” bitişiktir ve sert ünsüzden sonra “-te/-ta” olur (kitapta, Ali de).
- Bağlaç “ki” ayrı yazılır (öyle ki); ilgi eki “-ki” bitişik yazılır (masadaki, benimki, dünkü). Çünkü, sanki, belki, hâlbuki gibi sözcüklerde “ki” kalıplaşmıştır ve bitişik yazılır. “Ya da”, “yine de”, “ne var ki” ayrı; “yahut” bitişiktir.
- Birleşik sözcüklerde anlam kaynaşması ve ses olayı bitişik yazımı belirler: ayçiçeği, gökkuşağı, kuşburnu, bilgisayar, kahvaltı, birçok, birkaç, hiçbir, herkes bitişik; her şey, bir şey, hiç kimse, kız kardeş, çay bahçesi ayrı yazılır. Ses düşmesi ve türemesi olan birleşik fiiller bitişik yazılır (affetmek, reddetmek, kaybetmek); yardım etmek, kabul etmek ayrı yazılır.
- Pekiştirmeli sözcükler (sapasağlam, kıpkırmızı, yemyeşil) bitişik yazılır. Ünlü daralması yazıya yansır (başlıyor, oynuyor). Ünsüz yumuşaması ve benzeşmesi yazıda gösterilir (kitabı, kitapta, ağacın).
- Düzeltme işareti (^) anlam ayrımı için ve g, k, l ünsüzlerinden sonra ince okunan a, u ünlülerinde kullanılır: hâlâ–hala, kâr–kar, âdet–adet, rüzgâr, kâğıt. “Hala” babanın kız kardeşidir; “hâlâ” henüz, şimdiye kadar anlamındadır.
- Satır sonuna sığmayan sözcükler hece sınırından kısa çizgiyle bölünür; satır sonunda ya da başında tek harf bırakılmaz (öğ- / retmen). Yabancı kökenli sözcükler TDK yazımıyla yazılır: sürpriz, orijinal, egzersiz, mağaza, yalnız, yanlış, herkes.
Noktalama İşaretleri
- Nokta (.): tamamlanmış cümlenin sonuna; Dr., Prof., Cad., vb. gibi kısaltmaların sonuna; sıra sayılarından sonra (3. sınıf, 20. yüzyıl); dört ve daha çok basamaklı sayıları üçerli gruplara ayırmak (12.500) ve tarihleri yazmak (15.06.2025) için konur. Başlıkların sonuna nokta konmaz.
- Virgül (,): art arda sıralanan eş görevli sözcükleri ve sözcük gruplarını (elma, armut, kiraz), sıralı cümleleri, seslenme sözlerini (Ali, gel), cümleye sonradan eklenen ara sözleri ve ara cümleleri ayırır. “Ve” bağlacından önce virgül konmaz. İsim tamlamasının ögeleri arasına virgül girmez.
- Noktalı virgül (;): anlamca birbirine bağlı sıralı cümleleri ayırır; içinde virgül bulunan eş görevli öğe gruplarını birbirinden ayırır (Karadeniz’de fındık, çay; Ege’de zeytin, üzüm). Noktalı virgülden sonra cümle sürüyorsa küçük harfle devam edilir.
- İki nokta (:): kendisinden sonra örnek, sıralama ya da açıklama gelecek ifadenin sonuna (Çantama şunları koydum: kitap, defter.) ve tiyatro ile diyaloglarda konuşan kişinin adından sonra (Elif: Yarın gelirim.) konur.
- Üç nokta (…): yarım bırakılan cümleyi, duraksama ve kararsızlığı, söylenmek istenmeyen sözün yerini ve alıntıda atlanan bölümleri gösterir.
- Soru işareti (?): doğrudan soru anlamı taşıyan cümlenin sonuna konur. Dolaylı soru (Kimin geldiğini sordu.) soru anlamı taşımadığı için nokta ile biter. Kesin olmayan bilgilerden sonra yay ayraç içinde (?) kullanılır: (1210?-1280?). Alay ve kuşkuyu göstermek için de (?) kullanılabilir.
- Ünlem (!): sevinç, şaşma, korku, beğeni gibi duyguları anlatan cümlelerin ve seslenme sözlerinin (Gençler!) sonuna konur. Yay ayraç içinde (!) alay ve şaşma anlamı katar.
- Tırnak (“ ”): başkasından aktarılan sözleri, kitap, film, şiir gibi eser adlarını ve özel olarak vurgulanan sözcükleri gösterir. Aktarılan söz büyük harfle başlar: Annem, “Erken dön.” dedi. Genel ve sıradan sözcükler gereksiz yere tırnaklanmaz.
- Yay ayraç ( ): cümledeki bir sözün anlamını açıklar (nostalji (geçmişe duyulan özlem)), kişi adından sonra doğum ve ölüm yıllarını verir ((1902-1978)), tiyatro metinlerinde sahne yönergesini gösterir ((Kapıyı açarak)) ve maddelerin numaralanmasında kullanılır ((a), (b)).
- Kesme işareti (’): özel adlara (Ankara’ya, Ayşe’nin), rakamlara (1923’te) ve kısaltmalara (TRT’nin) gelen çekim eklerini ayırır. Yapım ekleri (Ankaralı, Türkçe) kesmeyle ayrılmaz.
- Eğik çizgi (/): art arda yazılan şiir dizelerini ayırır (Yol uzun / gece yakın), “veya” anlamı verir (evet/hayır), kapı numarası ve tarihlerde (14/6, 4/6/2025) ve birim oranlarında (km/sa) kullanılır.
- Kısa çizgi (-): iki yer ya da kavram arasındaki ilişkiyi gösterir (Ankara-İstanbul, Türk-Alman), satır sonunda sözcüğü hece sınırından bölerken kullanılır. Uzun çizgi (–): diyaloglarda konuşma çizgisi olarak ve cümle içinde ara sözleri ayırmak için kullanılır.
Anlatım Bozuklukları
- Anlatım bozukluğu, cümlenin dil bilgisi ya da anlam yönünden kusurlu kurulmasıdır; amaç anlaşılır, tutarlı ve kurallı bir anlatımdır.
- Gereksiz sözcük: aynı anlamı veren sözcüklerin birlikte kullanılmasıdır (hemen derhal, yaklaşık tahminen, karşılıklı birbirine, sadece yalnızca, bütün hepsi). Biri çıkarılınca cümle düzelir.
- Anlamca çelişen sözcükler: anlamları birbirine ters düşen ifadelerin aynı yargıda kullanılmasıdır (kesinlikle belki, her zaman bazen, en çok daha). Çelişen ifadelerden biri değiştirilir ya da çıkarılır.
- Yanlış anlamda sözcük kullanımı: sözcüğün sözlük anlamına uygun olmayan bir yerde kullanılmasıdır (öğrenmek/öğretmek, hatırlamak/hatırlatmak, satmak/satın almak, ihtiyaç/ihtiyat, ayrım/ayrıntı, tutarlı/tutumlu).
- Öge eksikliği: cümlenin gerekli öğesinin (özne, nesne, yer tamlayıcısı, yüklem) bulunmamasıdır. Ortak kullanılan bir öğe, bağlı yüklemlerin hepsinin istediği hâl ekine uymuyorsa bozukluk doğar (saygı duyar ve sever: -e / -i).
- Özne-yüklem uyumsuzluğu: özne ile yüklem kişi ya da sayı bakımından uyuşmaz (Ben ve arkadaşım gittiler). Ortak yüklem her öznenin kişisine uymalıdır; uymuyorsa yüklem ayrıca kurulur.
- Çatı uyuşmazlığı: aynı özneye bağlı yüklemler ya da fiilimsi ile yüklem farklı çatıdadır (etken–edilgen). Örnek: Evi süsledik, çiçekler dikildi. Her ikisi aynı çatıya getirilerek düzeltilir.
- Mantık hataları: gerçeğe ya da neden-sonuç ilişkisine aykırı, kendi içinde çelişen yargılardır (kışın ağaçların yeşermesi, azalarak iki katına çıkmak, rağmen / için bağlaçlarının yanlış seçilmesi).
- Tamlama ve ek yanlışları: tamlayan eki alan sözcüğün tamlananı da ilgi eki almalıdır (okulun kütüphane yerine okulun kütüphanesi); gereksiz ya da eksik ek, hâl eklerinin ve ‘hem … hem de’, ‘ve’ ile bağlanan öğelerin yapı uyumsuzluğu da bozukluk yaratır.
- Bozukluk bulma yolu: önce özneyi ve yüklemi bul; öğeleri sırayla sına; sözcüklerin anlamını karşılaştır; ardından neden-sonuç ve zaman uyumunu kontrol et. Düzeltmede anlam korunmalı, mümkün olan en az değişiklik yapılmalıdır.
Söz Sanatları
- Söz sanatları, anlatımı daha etkili, canlı ve güzel kılmak için başvurulan anlatım yollarıdır. 8. sınıfta benzetme, kişileştirme, konuşturma, abartma ve karşıtlık işlenir.
- Benzetme (teşbih): aralarında ortak yön bulunan iki varlıktan zayıf olanı güçlü olana benzetmektir. Dört öğesi vardır: benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü ve benzetme edatı (gibi, kadar, sanki, -casına…).
- Benzetmede edat kullanılmayabilir (Zaman bir nehirdir) ve ortak yön belirtilmeyebilir; yine de benzetme vardır. “Her zamanki gibi” gibi kalıplarda iki varlık benzeştirilmediği için benzetme sayılmaz.
- Kişileştirme (teşhis): insan olmayan varlıklara (hayvan, bitki, cansız varlık, doğa olayı, soyut kavram) insana özgü davranış, duygu ve özellikler vermektir (Rüzgâr kapıyı çaldı).
- Konuşturma (intak): insan dışındaki varlıkları konuşturmaktır; sözleri çoğunlukla doğrudan aktarılır (Çınar dedi ki: “Ben yaşlıyım.”). Konuşturmada varlık kişileştirilmiş olur ama asıl ölçüt konuşmasıdır.
- Abartma (mübalağa): bir durum ya da özelliği gerçekte olduğundan çok büyük veya çok küçük göstermektir (Bir ömür bekledim; Cebimde bir damla para kalmadı).
- Karşıtlık (tezat): zıt kavram, duygu ya da durumları aralarında bir ilgi kurarak bir arada kullanmaktır (Gülerek ağlıyordu; Fakir görünüşlü, zengin yürekli).
- Tek dizede ya da cümlede birden fazla söz sanatı bulunabilir (benzetme + kişileştirme, karşıtlık + abartma, konuşturma + benzetme). Soruda her sanatın ölçütü ayrı ayrı sınanmalıdır.
- Ayırt etme ipuçları: edat ve ortak yön varsa benzetme; insana özgü eylem varsa kişileştirme; tırnak içindeki söz varsa konuşturma; gerçek dışı büyüklük ya da küçüklük varsa abartma; zıt kavramlar yan yanaysa karşıtlık.
- Söz sanatlarının amacı anlatımı etkileyici kılmak, duyguyu güçlendirmek, soyut düşünceyi somutlaştırmak ve okurun dikkatini çekmektir.
Metin Türleri
- Metin türleri iki ana grupta incelenir: Olay çevresinde gelişen (kurmaca) metinler (hikâye, roman, masal, fabl, tiyatro) ve öğretici (bilgilendirici) metinler (makale, fıkra, deneme, haber, röportaj, söyleşi, gezi yazısı, biyografi, otobiyografi, anı, günlük, mektup).
- Hikâye az sayıda kişi, kısa süre ve tek olay etrafında gelişir; roman çok sayıda kişi, geniş zaman-mekân ve ayrıntılı olay örgüsü içerir.
- Masal halkın hayal gücünün ürünüdür: «Bir varmış, bir yokmuş» gibi kalıplarla başlar, olağanüstü ögeler içerir, yer ve zaman belirsizdir. Fablda hayvanlar insan gibi konuşturulur ve metin bir ders verir.
- Deneme: yazar kesin hükme varmadan, kanıtlama kaygısı gütmeden kişisel düşüncelerini içten bir dille anlatır. Makale: bir sav (tez) ileri sürülür, kanıt ve örneklerle savunulur; anlatım nesneldir. Fıkra (köşe yazısı): gazetede yayımlanır, güncel konuları sohbet havasında işler.
- Haber: gerçek bir olayı ne, kim, nerede, ne zaman, neden, nasıl sorularını yanıtlayarak nesnel biçimde bildirir; başlık, spot ve gövdeden oluşur, yorum katılmaz.
- Röportaj: gazeteci olayın geçtiği yerde gözlem yapar, ilgili kişilerle konuşur ve bunları gözlemleriyle birlikte aktarır. Söyleşi: bir kişiyle belirli bir konuda yapılan konuşmanın çoğunlukla soru-cevap düzeninde yazıya aktarılmasıdır.
- Biyografi: bir kişinin hayatının başkası tarafından, üçüncü kişi ağzından, belgelere dayanarak yazılmasıdır. Otobiyografi: yazarın kendi yaşamının tamamını (ya da büyük bölümünü) birinci kişi ağzından anlatmasıdır.
- Anı: geçmişte yaşanmış belirli bir olay ya da dönemin sonradan hatırlanarak birinci kişi ağzından yazılmasıdır. Günlük: olayların yaşandığı gün, tarih atılarak ve çoğunlukla kimseye seslenmeden yazılan kişisel notlardır.
- Gezi yazısı: yazarın gidip gördüğü yerleri gözlem, betimleme ve izlenimlerle, birinci kişi ağzından anlattığı yazıdır; hayal ürünü yerler konu edilmez. Mektup: hitap, selam, asıl konu, dilek ve imza-tarih bölümlerinden oluşur.
- Tiyatro metninde kişilerin adı satır başında yazılır, olaylar diyalogla ilerler; parantez içindeki yönergeler (sahne ve oyun yönergeleri) oyunun nasıl oynanacağını belirtir.
- Şiir türleri konusuna göre ayrılır: lirik (duygu, özlem, aşk), epik (kahramanlık, savaş), pastoral (kır ve çoban yaşamı), didaktik (öğüt ve öğretme), satirik (toplumsal aksaklıkları alayla eleştirme).
- Halk şiiri nazım biçimlerinden: mani yedi heceli, dört dizelik kısa söyleyişlerdir; koşma genellikle on bir heceli dörtlüklerle yazılır; ağıt ölen birinin ardından duyulan acıyı anlatır.