1. beş
  2. Açıköğretim
  3. Anadolu AÖF
  4. Dersler
  5. SOS101U Sosyolojiye Giriş
  6. Ders Notları

SOS101U Sosyolojiye Giriş Ders Notları

Anadolu AÖF · ünite ünite özet, temel kavramlar ve sık karıştırılan noktalar.

1. Ünite: Sosyolojik bilgi, sağduyu ve sosyolojinin tanımı

Bu ünite, gündelik bilgiyle sosyolojik bilgi arasındaki farkı ve sosyolojinin ne tür bir bilim olduğunu ele alır. Giddens sıradan şeylerin bile sosyolojik açıdan zengin olduğunu gösterir, Bauman iki bilgi türünü ayırır, Weber ise sosyolojiyi eylemin bilimi olarak tanımlar.

Sıradan olanın sosyolojik zenginliği

Anthony Giddens, kahve üzerine yaptığı çözümlemeyle sosyolojinin diğer disiplinlerle ilişkisini ve onlardan ayrılan yönünü örneklendirir. Ona göre hakkında söyleyecek pek bir şey olmadığını sandığımız alışıldık nesneler bile sosyolojik olarak çok sayıda yorum barındırır.

Sosyolojik bilgi ile sağduyu bilgisi

Zygmunt Bauman, sağduyuya dayalı bilgiyle sosyolojik bilgiyi birbirinden ayırırken aralarında dört temel fark bulunduğunu savunur. Bu ayrım, sosyolojinin gündelik düşünceden niçin farklı bir bilgi üretim biçimi olduğunu gösterir.

Weber’in sosyoloji tanımı

Weber, çok belirsiz bulduğu “sosyoloji” sözcüğünü kendi çalışmasında toplumsal eylemi yorumlayarak anlamaya çalışan ve eylemin akışını ile sonuçlarını nedensel biçimde açıklayan bir bilim olarak tanımlar. Bu nedenle sosyoloji için “toplumsal eylemin bilimi” ifadesi Weber’le eşleştirilir.

Sağduyu bilgisi
Gündelik yaşamdan edinilen, sistemli biçimde sınanmamış bilgi türüdür.
Sosyolojik bilgi
Toplumsal olguları bilimsel bir bakışla çözümleyen bilgi türüdür ve Bauman’a göre sağduyudan dört noktada ayrılır.
Kahve çözümlemesi
Giddens’ın, sıradan bir nesne üzerinden sosyolojik bakışın gücünü gösterdiği örnektir.
Toplumsal eylem
Weber’e göre sosyolojinin yorumlayarak anlamaya çalıştığı temel inceleme konusudur.

2. Ünite: Sosyolojinin doğuşu: pozitivizm, ilk dönem özellikleri ve liberalizm

Sosyoloji, 19. yüzyıl Avrupa’sında modern sanayi toplumunun yarattığı sorunlara yanıt arayan pozitivist bir bilim olarak doğmuştur. Comte’un üç hal yasası, ilk dönem sosyolojinin ortak nitelikleri ve liberal değerler bu çerçevede öğrenilmelidir.

Doğuş koşulları ve felsefi zemin

Sosyoloji 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da belirmiş ve en çok modern sanayi toplumunun bilimi kimliğiyle öne çıkmıştır. Siyasal ve ekonomik devrimlerin ortaya çıkardığı toplumsal sorunlar onun asıl ilgi alanını oluşturmuştur.

Batı’da sosyoloji, pozitivist felsefe zemininde yükselmiş bir bilimdir. Sosyolojinin bir devrimin çocuğu sayıldığı belirtilir ve sınav şıklarında bu devrim olarak Fransız devrimi karşımıza çıkar.

Comte ve üç hal yasası

Auguste Comte, sosyolojinin pozitif niteliğini öne çıkaran düşünürdür. Ona göre insan düşüncesi üç aşamadan geçer; olguların bilimsel olarak açıklanmaya çalışıldığı son basamak pozitif aşamadır.

İlk dönem sosyolojinin ortak nitelikleri

İlk dönem toplum bilimi, kapitalizmin gelişmesi ve dünyevileşmenin Kilise’nin temsil ettiği dinsel anlayışı sarsmasıyla ortaya çıkan bunalımlara çare bulmaya yönelmiştir. Bu nedenle yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda ideolojik bir yönü de vardır.

Liberalizm ve işlevselci isimler

Liberal görüşü savunanların fikirleri geniş bir yelpazeye yayılır; genel olarak ifade, inanç ve basın özgürlüğünü, sivil hakları, seküler devleti, liberal demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, özel mülkiyeti ve piyasa ekonomisini desteklerler.

Pozitivizm
Toplumsal olguların da doğa bilimlerindeki gibi gözlem ve deneyle incelenebileceğini savunan yaklaşımdır.
Üç hal yasası
Comte’a göre insan düşüncesinin teolojik, metafizik ve pozitif aşamalardan geçtiğini söyleyen yasadır.
Pozitif aşama
Olay ve olguların bilimsel biçimde açıklandığı, Comte’un son düşünce basamağıdır.
Evrimcilik
İlk dönem sosyolojisinin toplumları gelişme basamakları içinde ele alan ortak niteliğidir.
Liberalizm
Bireysel ve siyasi özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve özel mülkiyeti savunan görüş dizisidir.

3. Ünite: Klasik kuramcılar: Durkheim, Weber, Marx ve Tönnies

Bu ünite sosyolojinin klasik isimlerinin temel fikirlerini toplar. Durkheim sosyolojiyi akademik bir bilim olarak kurmuş, dayanışma ve ahlak üzerine eğilmiş; Weber eyleme, ideal tipe ve inançların etkisine odaklanmış; Marx sermaye ile ücretli emeği ön plana çıkarmış; Tönnies ise cemaat-cemiyet ayrımını getirmiştir.

Durkheim: sosyolojiyi bilim olarak kurmak

Durkheim, Comte gibi toplumsal yaşamın doğa bilimcilerinin kullandığı türden bir nesnellikle incelenmesi gerektiğine inanır. Ona göre toplumsal dünyaya ilişkin bilgi deney ve gözlemle edinilir ve toplumsal dünya “ahlaki bir varlık”tır.

Sosyolojinin inceleme alanının sınırlarını çizmesi, yöntemini belirlemesi ve akademik meşruiyet kazanması nedeniyle pozitivist temelde bir bilim olarak kuruluşu Durkheim’le mümkün olmuştur. Bu yüzden sosyolojinin gerçek kurucusu sayılır; “Toplumsal İşbölümü”, “Sosyolojik Yöntemin Kuralları” ve “İntihar” adlı eserleri sosyolojinin manifestosu kabul edilir.

Durkheim’in toplum tasnifi ve dayanışma türleri

Durkheim, toplumsal bütünlüğün nasıl oluştuğunu toplumları sınıflandırarak yanıtlar. Genel olarak iki tip toplum vardır ve her biri ayrı bir dayanışma biçimine karşılık gelir.

Tönnies ve Fransız sosyoloji geleneği

Mekanik-organik dayanışma ayrımının doğmasında Ferdinand Tönnies’in Gemeinschaft (cemaat) ve Gesellschaft (cemiyet) ayrımı katkı sağlamıştır. Tönnies’te geleneksel toplum cemaattir. Modern topluma, birliğin çözülmesi ve bireyciliğin öne geçmesi gerekçesiyle eleştirel yaklaşır.

Saint-Simon’dan başlayıp Comte, Le Play ve Durkheim’le süren Fransız geleneği ise siyasal karışıklıktan ve iktidar için verilen grup mücadelelerinden hoşlanmaz. Marksist sosyolojiye karşıt biçimde, sosyolojiyi koşulları düzelten ve istikrar sağlayan bir bilim yapmayı hedefler.

Weber: eylem, ideal tip ve inançların rolü

Weber, ilk dönem sosyologlarının yapı ve sınıf gibi bireye dışsal unsurlara verdiği belirleyici rolün tersine, bireylerin toplumsal eylemlerine yoğunlaşmak gerektiğini vurgular; bu tutumda Alman tarihçi okulunun izleri görülür.

Modern toplumun doğuşunun toplumsal eylem kalıplarındaki köklü değişimle birlikte yürüdüğünü düşünür. İnsanlar hurafe, din, töre ve alışkanlığa dayanan geleneksel inançlardan uzaklaşıp eylemlerinin etkisini ve sonuçlarını hesaplayan rasyonel, araçsal tutuma yönelir. Kapitalizmde belirleyici olan şey bilimin ve bürokrasinin gelişmesidir.

Marx: sermaye ve ücretli emek

Marx, kapitalist girişimlerde iki ana bileşen görür ve bunları çağdaş tarihin özneleri sayar: sermaye ile ücretli emek. Sermaye; para, makine, fabrika gibi gelecekte yeni varlıklar üretmek için kullanılan ya da yatırılan her türlü varlıktır. Sermaye birikimi ücretli emekle birlikte ilerler.

Toplumsal ve dinsel bütün oluşumları son çözümlemede toplumsal-ekonomik altyapıya bağlayan Batılı düşünür Marx’tır. Karl Marx çatışmacı kuramın önde gelen ismidir; “Alman İdeolojisi” eseriyle anılır.

Toplumsal olguların şeyler olarak incelenmesi
Durkheim’in yöntem kurallarındaki ilk ilkesidir; olgular doğa nesneleri gibi nesnel biçimde ele alınır.
Mekanik dayanışma
Biçimsiz toplumlarda bireylerin zihinsel benzerliğine dayanan bağlılık türüdür.
Organik dayanışma
Örgütlü, devletli toplumlarda işbölümü ve farklılaşmadan doğan bağlılık türüdür.
Gemeinschaft (cemaat)
Tönnies’in geleneksel toplum tipine verdiği addır.
Gesellschaft (cemiyet)
Tönnies’in modern toplum tipini karşıladığı kavramdır.
İdeal tip
Weber’in gerçekliği kıyaslamak için kurguladığı soyut modeldir.
Rasyonel araçsal eylem
Eylemin etkisinin ve sonuçlarının hesaplanarak yapıldığı, modern topluma özgü eylem biçimidir.
Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
Weber’in, inançların kapitalizmin gelişimindeki etkisini gösterdiği eseridir.
Sermaye
Marx’a göre yeni varlıklar üretmek için kullanılabilen ya da yatırılan her türlü varlıktır.
Ücretli emek
Sermaye birikimiyle birlikte ilerleyen, kapitalist girişimin ikinci temel bileşenidir.

4. Ünite: Türkiye’de sosyolojinin ilk yılları ve kurumsallaşması

Türkiye’de sosyoloji Batılılaşma siyasetinin bir sonucu olarak ilgi görmüş ve ilk dönemde çeviri ağırlıklı bir karakter taşımıştır. Ünite; Batılı sosyologları tanıtan Osmanlı aydınlarını, kürsülerin kuruluşunu ve sonraki çeşitlenmeyi anlatır.

Sosyolojinin Türkiye’ye gelişi

Türk düşüncesinin sosyolojiyle ilk karşılaşması yenileşme girişimleri ve Batılılaşma siyasetiyle birlikte olmuştur. Sosyoloji bu siyasetin başarılı olmasını kendine görev edinmiş, bu yüzden aktarmacılığa ve çeviriye dayalı bir yapı kazanmıştır; ilk dönemde devletin bekası meselesini merkeze alıp makro siyasetle yakın ilişki içinde olmuştur.

Jön Türkler, Avrupa’nın üstünlüğünün kaynağını bilimde ve pozitif felsefede görüyor, bu inançla kendilerini devrimleri hızlandıracak bir zümre sayıyorlardı. Aşırı özgüvenleri onları kendilerini toplum mühendisi, hatta “içtimaî tabip” olarak görmeye itti.

Batılı sosyologları tanıtan isimler

Ülkemizde hangi Batılı düşünürü kimin tanıttığı sık sorulan bir eşleştirmedir. Aşağıdaki liste bu bilgiyi toplar.

Sosyoloji kürsüleri

Gökalp sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Kürsüsü, 1940’lı yıllarda Hilmi Ziya Ülken’in önderliğinde ikinci kez kurulmuş gibi yeniden yapılanmıştır. Ülken derin entelektüel kişiliği ve geniş akademik ilgisiyle bölümün kurumsallaşmasında öncü rol oynamıştır.

Türkiye’deki sosyolojik düşüncenin farklılaşıp çeşitlenmesini sağlayan bir diğer kritik dönem Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde yaşanmıştır. Fransız akademisyen Olivier Lacombe’un yönettiği Felsefe Enstitüsü çatısı altında 1939’da Doç. Behice Boran’ın başkanlığında bir sosyoloji kürsüsü kurulmuş; Kadroda ayrı disiplinlerden gelen Mediha Berkes, Niyazi Berkes ve Pertev Naili Boratav da bulunmuştur.

Kıray ve toplumsal değişme analizi

Mübeccel Kıray, Ereğli çalışmasını bir değişme analizi olarak ele alır. Ortaya çıkan değişimi izah etmek için başvurduğu temel kavram “tampon kurum”dur.

İçtimaî tabip
Jön Türklerin kendilerine biçtiği, toplumu iyileştiren uzman rolünü anlatan ifadedir.
Tampon kurum
Kıray’ın Ereğli’deki toplumsal değişmeyi açıklamak için kullandığı kavramdır.
Monografi
Belirli bir yerleşim veya topluluğun ayrıntılı biçimde incelenmesine dayanan araştırma yöntemidir.
Felsefe Enstitüsü (Ankara DTCF)
Olivier Lacombe’un başkanlığındaki, bünyesinde sosyoloji kürsüsünün kurulduğu birimdir.
Aktarmacılık
Türk sosyolojisinin ilk döneminde Batı’dan çeviri ve tanıtım yoluyla gelişen karakterini anlatır.

5. Ünite: Sabahattin Bey, Akçura ve Ziya Gökalp

Bu ünite Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemin üç önemli düşünürünü işler. Sabahattin Bey sorunu yönetimde değil toplumsal yapıda arar; Akçura üç siyaset tarzını tartışır; Gökalp ise Durkheim çizgisinde kültür, ulus ve korporatist toplum anlayışını geliştirir.

Prens Sabahattin Bey

Sultanzade Mehmet Sabahattin Bey, Osmanlı’nın dertlerini toplumsal yapıyla ilişkilendirerek tartışan ilk düşünürümüzdür. Düşünceleri en derli toplu biçimde “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?” adlı eserinde yer alır; bu eser aynı zamanda bir siyasi parti programı niteliği taşır.

Ona göre Osmanlı’nın dertleri hükümdar değişikliğiyle giderilemez, çünkü zayıflığın kaynağı iktidar değildir. Despotik yönetim, toplumsal yapıdaki çürümenin sonucudur; dolayısıyla değişmesi gereken yönetim değil, toplumsal yapının kendisidir. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu şey bir yönetim değil yapı sorunudur.

Yusuf Akçura ve üç tarz-ı siyaset

Akçura’nın çözümlemesine göre Osmanlı toplumu zaman içinde kurtuluş için üç yol geliştirmiş ve uygulamıştır: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Bunlar birbirine zıt ve birbirini dışlayan yaklaşımlardır; biri işlemeye başlayınca diğeri işlevini yitirir. Bu üçlemenin adı “Üç Tarz-ı Siyaset”tir.

Gökalp: hayatı ve kurumsal rolü

Gökalp, 1910 sonrasında Ziya Gökalp adını kullanmaya başlamış ve İstanbul’a geldikten sonra Darülfünun’u yeniden düzenlemeye uğraşmıştır. Burada sosyoloji ilk kez 1914’te bağımsız bir kürsü olarak üniversite programına girmiş, 1915’te İçtimaiyyat Darü’l-Mesaisi adıyla ilk sosyoloji enstitüsü kurulmuştur. Ülkemizde ilk sosyoloji kürsüsünü kuran ve ders veren kişi odur.

Sosyoloji anlayışının kökeninde Durkheim bulunur. Gökalp’in milliyetçilik anlayışı, çeşitli dönemlerde yazdığı yazıların derlendiği “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”a kadar uzanır. “Türkçülüğün Esasları” da onun eseridir. Kürt aşiretleri üzerine sosyolojik inceleme de ona atfedilir.

Hars, tehzib ve medeniyet

Gökalp’e göre kültür (hars) bir ulusun güzel sanatlarının, ahlakının ve hukukunun temelidir; dini, ahlaki ve estetik duyguların toplamıdır ve millî bir özelliği vardır. Uygarlık (medeniyet) ise bilimsel buluşları ve teknolojik gelişmeleri kapsar. Kültür doğal, uygarlık yapay olarak oluşur.

“Türkçülüğün Esasları”ndaki “Hars ve Tehzib” makalesinde Gökalp, kültür ile uygarlık arasındaki mesafeyi kısaltmaya çalışır. Hars halk kültürüdür, demokratiktir; gelenek, alışkanlık ve adetler ile sözlü ve yazılı edebiyat, dil, müzik, din ve ahlak değerleri, halkın estetik ve ekonomik ürünlerinden oluşur. Tehzib ise yüksek kültüre denk düşer; kültür ile uygarlık arasında konumlanır ve elitler arasında başlayıp taklitle topluma yayılır.

Gökalp ve korporatizm, kapitalizm

Gökalp, yirminci yüzyıl Türk siyasal düşüncesinin belirleyici figürlerinden biridir. Korporatizm toplumu birbirine bağımlı, birbirini tamamlayan organlardan oluşan organik ve uyumlu bir bütün olarak görür; hem liberalizmin bireyciliğini hem de sınıf çatışmasını ve emek-sermaye çelişkisini reddeder. Anti-Marksist ve anti-sosyalist, sağ bir ideolojidir.

Türkiye’de egemen korporatist düşüncenin ilk ve hâlâ en yetkin sistematik düşünürü Gökalp’tir. Batı kapitalizmi konusunda ise bazı yönleri bırakılarak alınması gereken bir model görür; onu bütünüyle reddetmez.

Tecemmüi toplum
Sabahattin Bey’in cemaatçi toplum tipine verdiği addır.
İnfiradi toplum
Sabahattin Bey’in ulaşılması gereken bireyci toplum tipidir.
Üç Tarz-ı Siyaset
Akçura’nın Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülükten oluşan üçlemesidir.
Hars
Gökalp’te halkın duygu, gelenek ve değerlerinden oluşan millî kültürdür.
Medeniyet
Gökalp’te bilim ve teknolojiye dayanan, uluslar arasında ortak olan uygarlıktır.
Tehzib
Yüksek kültüre denk gelen, elitlerden taklitle yayılan kavramdır.
Millet şuuru
Durkheim’in kolektif bilinç kavramının Gökalp düşüncesindeki karşılığıdır.
Korporatizm
Toplumu karşılıklı bağımlı organlardan oluşan uyumlu bir organizma sayan, sınıf çatışmasını reddeden sağ ideolojidir.
İçtimaiyyat Darü’l-Mesaisi
Gökalp’in 1915’te kurduğu ilk sosyoloji enstitüsüdür.

6. Ünite: Çağdaş sosyoloji kuramları

Bu ünite işlevselciliği, çatışma kuramını, sembolik etkileşimciliği, etnometodolojiyi ve eleştirel ile postmodern yaklaşımları karşılaştırır. Her kuramın temel soru, önde gelen isimler ve karıştırılan eşleşmeleri öğrenilmelidir.

İşlevselcilik

İşlevselciler toplumun işleyişini canlı bir organizmanınkiyle kıyaslayarak ele alır. Bu bakışa göre bir toplumsal pratiğin ya da kurumun incelenmesi, onun toplumun sürmesine yaptığı katkının çözümlenmesidir. Durkheim’le şekillenen ve Talcott Parsons’la geliştirilen kuram yapısal işlevselciliktir.

Parsons, değişen dünyaya uyum sağlayarak dengesini koruyan bir organizma benzetmesinin yanında toplumu açıklamak için sistemler yaklaşımını kullanır. Toplumları, karşılıklı bağımlı alt sistemlerden kurulu kendine yeterli sistemler sayar.

Çatışma kuramı

Çatışma kuramı toplumu, bireylerin ve grupların güç elde etmek için birbirleriyle yarıştığı bir alan olarak görür; çatışmanın denetim altına alınması, bir grubun rakiplerini geçici olarak bastırması anlamına gelir. Kuram iki ayrı gelenekten beslenir: Marx çizgisi (Mills, Frankfurt Okulu yani Eleştirel Teori, Bourdieu) ve Weber çizgisi (Ralf Dahrendorf, Lewis Coser, Randall Collins).

Sembolik etkileşimcilik ve Goffman

Sembolik etkileşimciliğin temelleri insan zihninin işleyişine dair yorumlarıyla George Herbert Mead tarafından atılmıştır. Öncül fikirler daha çok Dewey, Cooley, Thomas, Park ve Simmel’in yazılarında aranır. Herbert Blumer de bu çizgide yer alır.

Mead’in etkisi Blumer’de olduğu gibi Erving Goffman’da da belirgindir; bu iz ilk kitabı “Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumları”ndan başlayarak görülür. Çalışmaları, Peter Blau gibi bir rasyonel tercih kuramcısına, Randall Collins gibi bir çatışma kuramcısına ve etnometodologlara ilham vermiştir.

Etnometodoloji

Etnometodolojinin kurucusu Parsons’ın öğrencisi olan ve Schutz’un fenomenolojik düşüncelerinden büyük ölçüde etkilenen Harold Garfinkel’dir. Kökeni, Garfinkel’in 1945’te jüri görüşmelerinin ses kayıtlarını incelemesine dayandırılır. İnsanların çevrelerindeki dünyayı anlamak için kullandıkları yöntemlere bakan bu yaklaşım, 1967’de yayımlanan “Studies in Ethnomethodology” ile bağımsız ve bilinçli bir araştırma girişimi olarak gelişmeye başlamıştır.

Eleştirel kuram ve postmodernizm

Eleştirel kuramın (Frankfurt Okulu; örneğin Theodor Adorno) başlıca inceleme alanları kültür endüstrisinin çözümlenmesi, modern bilimsel çözümlemenin ve sosyolojinin temeli olarak pozitivizm ile ampirizmin eleştirisi, rasyonelleşmiş, otomatlaşmış ve tümüyle yönetilen bir dünyada bireyin göreli özerkliğinin bile yok olma eğilimi göstermesi karşısındaki karamsarlık ve gelişmiş toplumlardaki yeni egemenlik biçimlerinin incelenmesidir. “Düzenin nasıl kurulacağı” sorusu bu alanlar arasında yer almaz.

Postmodernizme katkı yapanlar arasında Lyotard, Baudrillard, Foucault, Derrida, Kuhn ve Feyerabend yer alır; Durkheim postmodernist değildir. Postmodern teoriler modern çağın bilim anlayışına eleştirel yaklaşır, merkez-çevre ayrımını bulanıklaştırarak merkezsizleşmeyi öne çıkarır ve modernist sembolik düzenlerin çözülmesini getirir. Bilim, ahlak ve sanat gibi alanları işlevsel olarak keskin çizgilerle birbirinden ayırdığını söylemek postmodern düşünceye aykırıdır.

Yapısal işlevselcilik
Durkheim’den beslenip Parsons’la gelişen, toplumu uyumlu bir sistem sayan kuramdır.
Sistemler yaklaşımı
Parsons’ın toplumu karşılıklı bağımlı alt sistemler üzerinden açıkladığı çerçevedir.
Açık ve örtük işlevler
Merton’un işlevleri amaçlanan ve amaçlanmayan olarak ayırdığı ikilidir.
Yeni-işlevselcilik
Alexander’ın başı çektiği, Parsons’ın fikirlerini 1980’lerde canlandıran akımdır.
Çatışma kuramı
Toplumu güç mücadelesinin yaşandığı bir arena olarak gören kuramdır.
Habitus ve kültürel sermaye
Bourdieu’nün eşitsizliklerin kuşaktan kuşağa aktarımını açıkladığı iki kavramdır.
Sembolik etkileşimcilik
Mead’in temellerini attığı, anlam ve etkileşimi merkeze alan yaklaşımdır.
Total kurum
Goffman’ın, bireyi toplumdan yalıtıp yeniden biçimlendiren kurumlar için önerdiği kavramdır.
Etnometodoloji
Garfinkel’in kurduğu, insanların dünyayı anlamlandırma yöntemlerini inceleyen yaklaşımdır.
Kültür endüstrisi
Eleştirel kuramın başlıca çözümleme alanlarından biridir.
Postmodernizm
Modernin bilim anlayışını ve merkezi düzenleri sorgulayan, merkezsizleşmeyi vurgulayan düşünce çizgisidir.
Sosyalleşme
İnsanın başkalarıyla karşılıklı etkileşim yoluyla toplumun yapma, duyma ve düşünme biçimlerini öğrenip içselleştirmesi sürecidir.