SOS101U Sosyolojiye Giriş Ders Notları
Anadolu AÖF · ünite ünite özet, temel kavramlar ve sık karıştırılan noktalar.
1. Ünite: Sosyolojik bilgi, sağduyu ve sosyolojinin tanımı
Bu ünite, gündelik bilgiyle sosyolojik bilgi arasındaki farkı ve sosyolojinin ne tür bir bilim olduğunu ele alır. Giddens sıradan şeylerin bile sosyolojik açıdan zengin olduğunu gösterir, Bauman iki bilgi türünü ayırır, Weber ise sosyolojiyi eylemin bilimi olarak tanımlar.
Sıradan olanın sosyolojik zenginliği
Anthony Giddens, kahve üzerine yaptığı çözümlemeyle sosyolojinin diğer disiplinlerle ilişkisini ve onlardan ayrılan yönünü örneklendirir. Ona göre hakkında söyleyecek pek bir şey olmadığını sandığımız alışıldık nesneler bile sosyolojik olarak çok sayıda yorum barındırır.
- Kahve metaforuyla sosyolojinin öteki alanlarla bağını açıklayan düşünür: Anthony Giddens.
Sosyolojik bilgi ile sağduyu bilgisi
Zygmunt Bauman, sağduyuya dayalı bilgiyle sosyolojik bilgiyi birbirinden ayırırken aralarında dört temel fark bulunduğunu savunur. Bu ayrım, sosyolojinin gündelik düşünceden niçin farklı bir bilgi üretim biçimi olduğunu gösterir.
- Bauman’ın saydığı dört fark sırasıyla şunlardır: sorumlu konuşma, alanın genişliği, anlam verme ve bilinmeyenin işlenişi (“bilmedikleştirme”).
- Sosyolojik bilgi ile sağduyu bilgisi arasındaki dört farkı sıralayan kişi Giddens değil Bauman’dır; iki ismi karıştırmayın.
Weber’in sosyoloji tanımı
Weber, çok belirsiz bulduğu “sosyoloji” sözcüğünü kendi çalışmasında toplumsal eylemi yorumlayarak anlamaya çalışan ve eylemin akışını ile sonuçlarını nedensel biçimde açıklayan bir bilim olarak tanımlar. Bu nedenle sosyoloji için “toplumsal eylemin bilimi” ifadesi Weber’le eşleştirilir.
- Sosyoloji = toplumsal eylemin bilimi: Max Weber (Alman sosyal bilimci).
- Sağduyu bilgisi
- Gündelik yaşamdan edinilen, sistemli biçimde sınanmamış bilgi türüdür.
- Sosyolojik bilgi
- Toplumsal olguları bilimsel bir bakışla çözümleyen bilgi türüdür ve Bauman’a göre sağduyudan dört noktada ayrılır.
- Kahve çözümlemesi
- Giddens’ın, sıradan bir nesne üzerinden sosyolojik bakışın gücünü gösterdiği örnektir.
- Toplumsal eylem
- Weber’e göre sosyolojinin yorumlayarak anlamaya çalıştığı temel inceleme konusudur.
2. Ünite: Sosyolojinin doğuşu: pozitivizm, ilk dönem özellikleri ve liberalizm
Sosyoloji, 19. yüzyıl Avrupa’sında modern sanayi toplumunun yarattığı sorunlara yanıt arayan pozitivist bir bilim olarak doğmuştur. Comte’un üç hal yasası, ilk dönem sosyolojinin ortak nitelikleri ve liberal değerler bu çerçevede öğrenilmelidir.
Doğuş koşulları ve felsefi zemin
Sosyoloji 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da belirmiş ve en çok modern sanayi toplumunun bilimi kimliğiyle öne çıkmıştır. Siyasal ve ekonomik devrimlerin ortaya çıkardığı toplumsal sorunlar onun asıl ilgi alanını oluşturmuştur.
Batı’da sosyoloji, pozitivist felsefe zemininde yükselmiş bir bilimdir. Sosyolojinin bir devrimin çocuğu sayıldığı belirtilir ve sınav şıklarında bu devrim olarak Fransız devrimi karşımıza çıkar.
- Modern toplumu kuran temel süreçler arasında bilimsel, sanayi ve siyasi devrimler yer alır; “dine dönüş” bunlardan biri değildir.
- Sosyolojinin bilimsel kimlik kazanıp üniversitede yer edinmesi Durkheim’le gerçekleşmiştir (ayrıntısı 3. ünitede).
Comte ve üç hal yasası
Auguste Comte, sosyolojinin pozitif niteliğini öne çıkaran düşünürdür. Ona göre insan düşüncesi üç aşamadan geçer; olguların bilimsel olarak açıklanmaya çalışıldığı son basamak pozitif aşamadır.
- Sıra: teolojik aşama, ardından metafizik aşama, en sonda pozitif aşama.
- Comte ile ilişkilendirilen ifadeler: “düzen ve ilerleme” ve “Pozitivizm İlmihali”.
- Comte işlevselci geleneğin öncülerinden sayılır; çatışma kuramının ismi değildir.
İlk dönem sosyolojinin ortak nitelikleri
İlk dönem toplum bilimi, kapitalizmin gelişmesi ve dünyevileşmenin Kilise’nin temsil ettiği dinsel anlayışı sarsmasıyla ortaya çıkan bunalımlara çare bulmaya yönelmiştir. Bu nedenle yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda ideolojik bir yönü de vardır.
- Ansiklopedik bir yapıya sahiptir.
- Evrimcidir.
- Doğa bilimlerine benzer biçimde pozitif bir bilim sayılır.
- Yeni sanayi toplumunun bilimidir ve ideolojik bir karakter taşır.
Liberalizm ve işlevselci isimler
Liberal görüşü savunanların fikirleri geniş bir yelpazeye yayılır; genel olarak ifade, inanç ve basın özgürlüğünü, sivil hakları, seküler devleti, liberal demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, özel mülkiyeti ve piyasa ekonomisini desteklerler.
- Gelenek, liberalizmin temel değerleri arasında yer almaz.
- İşlevselci çizgide anılan isimler: Durkheim, Comte ve Spencer ile Darwin; çağdaş kanatta Parsons ve Alexander.
- Pozitivizm
- Toplumsal olguların da doğa bilimlerindeki gibi gözlem ve deneyle incelenebileceğini savunan yaklaşımdır.
- Üç hal yasası
- Comte’a göre insan düşüncesinin teolojik, metafizik ve pozitif aşamalardan geçtiğini söyleyen yasadır.
- Pozitif aşama
- Olay ve olguların bilimsel biçimde açıklandığı, Comte’un son düşünce basamağıdır.
- Evrimcilik
- İlk dönem sosyolojisinin toplumları gelişme basamakları içinde ele alan ortak niteliğidir.
- Liberalizm
- Bireysel ve siyasi özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve özel mülkiyeti savunan görüş dizisidir.
3. Ünite: Klasik kuramcılar: Durkheim, Weber, Marx ve Tönnies
Bu ünite sosyolojinin klasik isimlerinin temel fikirlerini toplar. Durkheim sosyolojiyi akademik bir bilim olarak kurmuş, dayanışma ve ahlak üzerine eğilmiş; Weber eyleme, ideal tipe ve inançların etkisine odaklanmış; Marx sermaye ile ücretli emeği ön plana çıkarmış; Tönnies ise cemaat-cemiyet ayrımını getirmiştir.
Durkheim: sosyolojiyi bilim olarak kurmak
Durkheim, Comte gibi toplumsal yaşamın doğa bilimcilerinin kullandığı türden bir nesnellikle incelenmesi gerektiğine inanır. Ona göre toplumsal dünyaya ilişkin bilgi deney ve gözlemle edinilir ve toplumsal dünya “ahlaki bir varlık”tır.
Sosyolojinin inceleme alanının sınırlarını çizmesi, yöntemini belirlemesi ve akademik meşruiyet kazanması nedeniyle pozitivist temelde bir bilim olarak kuruluşu Durkheim’le mümkün olmuştur. Bu yüzden sosyolojinin gerçek kurucusu sayılır; “Toplumsal İşbölümü”, “Sosyolojik Yöntemin Kuralları” ve “İntihar” adlı eserleri sosyolojinin manifestosu kabul edilir.
- “Sosyolojik Yöntemin Kuralları”ndaki ilk ilke: toplumsal olguların şeyler olarak incelenmesi.
- Sosyolojiyi, geleneksel felsefe sorunlarına ampirik yöntemle açıklık getiren yeni bir bilim olarak görür.
- Sosyolojinin çevresindeki ilk sorunun toplumsal dayanışma, yani insanları birleştiren bağlar ve toplumsal bütünlüğün neye dayandığı olduğunu savunur.
- İntihar çalışmasında üç intihar türü belirlemiştir.
- Toplumu bir arada tutacak araç olarak ahlak meselesi üzerinde durur; bu yüzden muhafazakâr görülse de liberal derneklere bağlı kalmıştır.
- Bilimsel yaşamının nihai amacı: Fransa’ya, şeylerin doğasına uygun uygar/toplumsal bir din sağlamak, yani bilimsel temelli bir ahlak geliştirmek.
- Fransa’nın geleceği için, aydınlanmanın birikimine dayalı seküler ve modern bir toplum modeli önermiş olması da gerçek kurucu sayılmasının gerekçesidir.
Durkheim’in toplum tasnifi ve dayanışma türleri
Durkheim, toplumsal bütünlüğün nasıl oluştuğunu toplumları sınıflandırarak yanıtlar. Genel olarak iki tip toplum vardır ve her biri ayrı bir dayanışma biçimine karşılık gelir.
- Siyasal örgütlenmeden yoksun “biçimsiz” toplumlarda zihinlerin benzerliğine dayanan mekanik dayanışma görülür.
- Devlet olarak örgütlenmiş toplumlarda farklılaşmaya dayalı işbölümünün doğurduğu organik dayanışma görülür.
- Durkheim’in kuramı, modern toplumlarda kendine özgü bir dayanışma tipinin var olduğunu göstermeyi amaçlar.
- Birey, aile, kurum ve toplumsal düzen gibi konuları toplumsal dinamikler içinde açıklar.
Tönnies ve Fransız sosyoloji geleneği
Mekanik-organik dayanışma ayrımının doğmasında Ferdinand Tönnies’in Gemeinschaft (cemaat) ve Gesellschaft (cemiyet) ayrımı katkı sağlamıştır. Tönnies’te geleneksel toplum cemaattir. Modern topluma, birliğin çözülmesi ve bireyciliğin öne geçmesi gerekçesiyle eleştirel yaklaşır.
Saint-Simon’dan başlayıp Comte, Le Play ve Durkheim’le süren Fransız geleneği ise siyasal karışıklıktan ve iktidar için verilen grup mücadelelerinden hoşlanmaz. Marksist sosyolojiye karşıt biçimde, sosyolojiyi koşulları düzelten ve istikrar sağlayan bir bilim yapmayı hedefler.
Weber: eylem, ideal tip ve inançların rolü
Weber, ilk dönem sosyologlarının yapı ve sınıf gibi bireye dışsal unsurlara verdiği belirleyici rolün tersine, bireylerin toplumsal eylemlerine yoğunlaşmak gerektiğini vurgular; bu tutumda Alman tarihçi okulunun izleri görülür.
Modern toplumun doğuşunun toplumsal eylem kalıplarındaki köklü değişimle birlikte yürüdüğünü düşünür. İnsanlar hurafe, din, töre ve alışkanlığa dayanan geleneksel inançlardan uzaklaşıp eylemlerinin etkisini ve sonuçlarını hesaplayan rasyonel, araçsal tutuma yönelir. Kapitalizmde belirleyici olan şey bilimin ve bürokrasinin gelişmesidir.
- İdeal tip, Weber’in yönteminin önemli parçasıdır (ideal tip = Max Weber; Durkheim’le eşleştirmek yanlıştır).
- İdeal tipler gerçek dünyada birebir bulunmayan, toplumsal gerçekliğin bazı yönlerini içeren, belli ölçüde kurgusal modellerdir; sabit karşılaştırma ölçütü olarak işlev görürler.
- “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eserinde ekonomik etkenlerin yanı sıra düşünce ve inançların da toplumsal değişmede aynı ağırlıkta belirleyici olduğunu, bu inançların kapitalizmin gelişimini etkilediğini gösterir.
- Batı’nın kendine özgülüğünü ortaya koymak için Çin, Hindistan ve Yakındoğu dinlerini inceleyerek din sosyolojisine katkı yapmıştır.
- Düzen ve ahlak kavramları Durkheim’de öne çıkar; Gökalp’te bunların karşılığı ulus ve terakkidir (5. ünite).
Marx: sermaye ve ücretli emek
Marx, kapitalist girişimlerde iki ana bileşen görür ve bunları çağdaş tarihin özneleri sayar: sermaye ile ücretli emek. Sermaye; para, makine, fabrika gibi gelecekte yeni varlıklar üretmek için kullanılan ya da yatırılan her türlü varlıktır. Sermaye birikimi ücretli emekle birlikte ilerler.
Toplumsal ve dinsel bütün oluşumları son çözümlemede toplumsal-ekonomik altyapıya bağlayan Batılı düşünür Marx’tır. Karl Marx çatışmacı kuramın önde gelen ismidir; “Alman İdeolojisi” eseriyle anılır.
- Toplumsal olguların şeyler olarak incelenmesi
- Durkheim’in yöntem kurallarındaki ilk ilkesidir; olgular doğa nesneleri gibi nesnel biçimde ele alınır.
- Mekanik dayanışma
- Biçimsiz toplumlarda bireylerin zihinsel benzerliğine dayanan bağlılık türüdür.
- Organik dayanışma
- Örgütlü, devletli toplumlarda işbölümü ve farklılaşmadan doğan bağlılık türüdür.
- Gemeinschaft (cemaat)
- Tönnies’in geleneksel toplum tipine verdiği addır.
- Gesellschaft (cemiyet)
- Tönnies’in modern toplum tipini karşıladığı kavramdır.
- İdeal tip
- Weber’in gerçekliği kıyaslamak için kurguladığı soyut modeldir.
- Rasyonel araçsal eylem
- Eylemin etkisinin ve sonuçlarının hesaplanarak yapıldığı, modern topluma özgü eylem biçimidir.
- Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
- Weber’in, inançların kapitalizmin gelişimindeki etkisini gösterdiği eseridir.
- Sermaye
- Marx’a göre yeni varlıklar üretmek için kullanılabilen ya da yatırılan her türlü varlıktır.
- Ücretli emek
- Sermaye birikimiyle birlikte ilerleyen, kapitalist girişimin ikinci temel bileşenidir.
4. Ünite: Türkiye’de sosyolojinin ilk yılları ve kurumsallaşması
Türkiye’de sosyoloji Batılılaşma siyasetinin bir sonucu olarak ilgi görmüş ve ilk dönemde çeviri ağırlıklı bir karakter taşımıştır. Ünite; Batılı sosyologları tanıtan Osmanlı aydınlarını, kürsülerin kuruluşunu ve sonraki çeşitlenmeyi anlatır.
Sosyolojinin Türkiye’ye gelişi
Türk düşüncesinin sosyolojiyle ilk karşılaşması yenileşme girişimleri ve Batılılaşma siyasetiyle birlikte olmuştur. Sosyoloji bu siyasetin başarılı olmasını kendine görev edinmiş, bu yüzden aktarmacılığa ve çeviriye dayalı bir yapı kazanmıştır; ilk dönemde devletin bekası meselesini merkeze alıp makro siyasetle yakın ilişki içinde olmuştur.
Jön Türkler, Avrupa’nın üstünlüğünün kaynağını bilimde ve pozitif felsefede görüyor, bu inançla kendilerini devrimleri hızlandıracak bir zümre sayıyorlardı. Aşırı özgüvenleri onları kendilerini toplum mühendisi, hatta “içtimaî tabip” olarak görmeye itti.
Batılı sosyologları tanıtan isimler
Ülkemizde hangi Batılı düşünürü kimin tanıttığı sık sorulan bir eşleştirmedir. Aşağıdaki liste bu bilgiyi toplar.
- Spencer: Ahmet Şuayb.
- Comte: Ahmet Rıza.
- Frédéric Le Play: Sabahattin Bey.
- Durkheim: Ziya Gökalp.
- Ahmet Rıza, ülkemizde sosyolojiye ilgi duyan ilk isimlerden biridir ve Comte’un takipçisidir.
- Comte’un görüşlerini “Ulum-i İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası”ndaki yazı ve çevirileriyle sistemli biçimde ilk tanıtan Osmanlı aydını Salih Zeki’dir.
- II. Meşrutiyet sonrası sosyoloji alanındaki ilk çevirilerden olan “Anglo-Saksonların Esbab-ı Faikiyeti Nedir?”in yazarı Edmond Demolins’dir.
- Le Play’in önemli çalışması “Avrupa’nın İşçileri”dir (1855, altı cilt); onun sosyolojisini Türkiye’de Sabahattin Bey tanıtmış ve temsil etmiştir. Weber’in sosyolojisini Sabahattin Bey’e atfetmek yanlıştır.
- Monografi yöntemi, “Memleketi Tanıma Yolu” başlıklı çalışmayla tanıtılmıştır (alt başlığı: Osmanlı tarihinin toplumbilimle açıklanması); bu yöntem Le Play çizgisiyle ilişkilidir.
Sosyoloji kürsüleri
Gökalp sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Kürsüsü, 1940’lı yıllarda Hilmi Ziya Ülken’in önderliğinde ikinci kez kurulmuş gibi yeniden yapılanmıştır. Ülken derin entelektüel kişiliği ve geniş akademik ilgisiyle bölümün kurumsallaşmasında öncü rol oynamıştır.
Türkiye’deki sosyolojik düşüncenin farklılaşıp çeşitlenmesini sağlayan bir diğer kritik dönem Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde yaşanmıştır. Fransız akademisyen Olivier Lacombe’un yönettiği Felsefe Enstitüsü çatısı altında 1939’da Doç. Behice Boran’ın başkanlığında bir sosyoloji kürsüsü kurulmuş; Kadroda ayrı disiplinlerden gelen Mediha Berkes, Niyazi Berkes ve Pertev Naili Boratav da bulunmuştur.
- Ankara’daki kürsü kadrosunda Hilmi Ziya Ülken yoktur; o İstanbul çizgisinin ismidir.
- Eşleşme: Hilmi Ziya Ülken, “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi”; Behice Boran, “Toplumsal Yapı Araştırmaları”; Ziya Gökalp, “Türkçülüğün Esasları”; Sabahattin Bey, “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?”.
- “Ereğli: Ağır Sanayi Öncesi Bir Sahil Kasabası” Mübeccel Belik Kıray’ındır; Niyazi Berkes’le eşleştirmek yanlıştır.
Kıray ve toplumsal değişme analizi
Mübeccel Kıray, Ereğli çalışmasını bir değişme analizi olarak ele alır. Ortaya çıkan değişimi izah etmek için başvurduğu temel kavram “tampon kurum”dur.
- İçtimaî tabip
- Jön Türklerin kendilerine biçtiği, toplumu iyileştiren uzman rolünü anlatan ifadedir.
- Tampon kurum
- Kıray’ın Ereğli’deki toplumsal değişmeyi açıklamak için kullandığı kavramdır.
- Monografi
- Belirli bir yerleşim veya topluluğun ayrıntılı biçimde incelenmesine dayanan araştırma yöntemidir.
- Felsefe Enstitüsü (Ankara DTCF)
- Olivier Lacombe’un başkanlığındaki, bünyesinde sosyoloji kürsüsünün kurulduğu birimdir.
- Aktarmacılık
- Türk sosyolojisinin ilk döneminde Batı’dan çeviri ve tanıtım yoluyla gelişen karakterini anlatır.
5. Ünite: Sabahattin Bey, Akçura ve Ziya Gökalp
Bu ünite Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemin üç önemli düşünürünü işler. Sabahattin Bey sorunu yönetimde değil toplumsal yapıda arar; Akçura üç siyaset tarzını tartışır; Gökalp ise Durkheim çizgisinde kültür, ulus ve korporatist toplum anlayışını geliştirir.
Prens Sabahattin Bey
Sultanzade Mehmet Sabahattin Bey, Osmanlı’nın dertlerini toplumsal yapıyla ilişkilendirerek tartışan ilk düşünürümüzdür. Düşünceleri en derli toplu biçimde “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?” adlı eserinde yer alır; bu eser aynı zamanda bir siyasi parti programı niteliği taşır.
Ona göre Osmanlı’nın dertleri hükümdar değişikliğiyle giderilemez, çünkü zayıflığın kaynağı iktidar değildir. Despotik yönetim, toplumsal yapıdaki çürümenin sonucudur; dolayısıyla değişmesi gereken yönetim değil, toplumsal yapının kendisidir. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu şey bir yönetim değil yapı sorunudur.
- Kalkınmak için tecemmüi (cemaatçi) toplum tipinden infiradi (bireyci) toplum tipine geçilmelidir; bu geçişi sağlayacak olan eğitimdir.
- Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’nin kurucusudur.
- İttihat ve Terakki Fırkası’nı hedef alan muhalif yazılar yayımlamıştır.
- Sosyoloji anlayışının temeli Le Play ve Edmond Demolins çiftinden beslenir.
Yusuf Akçura ve üç tarz-ı siyaset
Akçura’nın çözümlemesine göre Osmanlı toplumu zaman içinde kurtuluş için üç yol geliştirmiş ve uygulamıştır: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Bunlar birbirine zıt ve birbirini dışlayan yaklaşımlardır; biri işlemeye başlayınca diğeri işlevini yitirir. Bu üçlemenin adı “Üç Tarz-ı Siyaset”tir.
- “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” üçlüsü Akçura’nın değil Gökalp’in eserinin başlığıdır; iki üçlüyü karıştırmayın.
Gökalp: hayatı ve kurumsal rolü
Gökalp, 1910 sonrasında Ziya Gökalp adını kullanmaya başlamış ve İstanbul’a geldikten sonra Darülfünun’u yeniden düzenlemeye uğraşmıştır. Burada sosyoloji ilk kez 1914’te bağımsız bir kürsü olarak üniversite programına girmiş, 1915’te İçtimaiyyat Darü’l-Mesaisi adıyla ilk sosyoloji enstitüsü kurulmuştur. Ülkemizde ilk sosyoloji kürsüsünü kuran ve ders veren kişi odur.
Sosyoloji anlayışının kökeninde Durkheim bulunur. Gökalp’in milliyetçilik anlayışı, çeşitli dönemlerde yazdığı yazıların derlendiği “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”a kadar uzanır. “Türkçülüğün Esasları” da onun eseridir. Kürt aşiretleri üzerine sosyolojik inceleme de ona atfedilir.
- Durkheim’deki kolektif bilinç, Gökalp’te millet şuuru karşılığını bulur.
- Durkheim’deki düzen ve ahlak ikilisi Gökalp’te sırasıyla ulus ve terakki olarak yeniden kurulur.
- Türk toplumunun gidişi ümmet toplumundan millet toplumuna doğrudur.
Hars, tehzib ve medeniyet
Gökalp’e göre kültür (hars) bir ulusun güzel sanatlarının, ahlakının ve hukukunun temelidir; dini, ahlaki ve estetik duyguların toplamıdır ve millî bir özelliği vardır. Uygarlık (medeniyet) ise bilimsel buluşları ve teknolojik gelişmeleri kapsar. Kültür doğal, uygarlık yapay olarak oluşur.
“Türkçülüğün Esasları”ndaki “Hars ve Tehzib” makalesinde Gökalp, kültür ile uygarlık arasındaki mesafeyi kısaltmaya çalışır. Hars halk kültürüdür, demokratiktir; gelenek, alışkanlık ve adetler ile sözlü ve yazılı edebiyat, dil, müzik, din ve ahlak değerleri, halkın estetik ve ekonomik ürünlerinden oluşur. Tehzib ise yüksek kültüre denk düşer; kültür ile uygarlık arasında konumlanır ve elitler arasında başlayıp taklitle topluma yayılır.
- Kültür manevi değerleri, uygarlık maddi değerleri kapsar.
- Kültür millîdir, uygarlık evrenseldir; kültür bir ulustan ötekine değişir, bu yüzden “kültür ulustan ulusa değişmez” demek yanlıştır.
- Kültür kökeninde duygular taşır ve yavaş değişir; uygarlık iradi ve akli süreçlerle doğar ve hızlı değişir.
- Bilimsel doğrular, ekonomi, mühendislik ve matematik uygarlığa; ahlaki zorunluluklar, hukuk kuralları ve estetik görüşler kültüre aittir.
Gökalp ve korporatizm, kapitalizm
Gökalp, yirminci yüzyıl Türk siyasal düşüncesinin belirleyici figürlerinden biridir. Korporatizm toplumu birbirine bağımlı, birbirini tamamlayan organlardan oluşan organik ve uyumlu bir bütün olarak görür; hem liberalizmin bireyciliğini hem de sınıf çatışmasını ve emek-sermaye çelişkisini reddeder. Anti-Marksist ve anti-sosyalist, sağ bir ideolojidir.
Türkiye’de egemen korporatist düşüncenin ilk ve hâlâ en yetkin sistematik düşünürü Gökalp’tir. Batı kapitalizmi konusunda ise bazı yönleri bırakılarak alınması gereken bir model görür; onu bütünüyle reddetmez.
- Tecemmüi toplum
- Sabahattin Bey’in cemaatçi toplum tipine verdiği addır.
- İnfiradi toplum
- Sabahattin Bey’in ulaşılması gereken bireyci toplum tipidir.
- Üç Tarz-ı Siyaset
- Akçura’nın Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülükten oluşan üçlemesidir.
- Hars
- Gökalp’te halkın duygu, gelenek ve değerlerinden oluşan millî kültürdür.
- Medeniyet
- Gökalp’te bilim ve teknolojiye dayanan, uluslar arasında ortak olan uygarlıktır.
- Tehzib
- Yüksek kültüre denk gelen, elitlerden taklitle yayılan kavramdır.
- Millet şuuru
- Durkheim’in kolektif bilinç kavramının Gökalp düşüncesindeki karşılığıdır.
- Korporatizm
- Toplumu karşılıklı bağımlı organlardan oluşan uyumlu bir organizma sayan, sınıf çatışmasını reddeden sağ ideolojidir.
- İçtimaiyyat Darü’l-Mesaisi
- Gökalp’in 1915’te kurduğu ilk sosyoloji enstitüsüdür.
6. Ünite: Çağdaş sosyoloji kuramları
Bu ünite işlevselciliği, çatışma kuramını, sembolik etkileşimciliği, etnometodolojiyi ve eleştirel ile postmodern yaklaşımları karşılaştırır. Her kuramın temel soru, önde gelen isimler ve karıştırılan eşleşmeleri öğrenilmelidir.
İşlevselcilik
İşlevselciler toplumun işleyişini canlı bir organizmanınkiyle kıyaslayarak ele alır. Bu bakışa göre bir toplumsal pratiğin ya da kurumun incelenmesi, onun toplumun sürmesine yaptığı katkının çözümlenmesidir. Durkheim’le şekillenen ve Talcott Parsons’la geliştirilen kuram yapısal işlevselciliktir.
Parsons, değişen dünyaya uyum sağlayarak dengesini koruyan bir organizma benzetmesinin yanında toplumu açıklamak için sistemler yaklaşımını kullanır. Toplumları, karşılıklı bağımlı alt sistemlerden kurulu kendine yeterli sistemler sayar.
- Parsons’a göre her alt sistem bir toplumun sürmesi için zorunlu dört ihtiyacı karşılar: bütünleşme, varlığını sürdürme, adaptasyon ve amaca ulaşma. Çatışma bu dört ihtiyaçtan biri değildir.
- Robert K. Merton açık (manifest) ve örtük (latent) işlev ayrımını yapmıştır.
- 1980’lerde Parsons’ın fikirleri yeni-işlevselcilikle, özellikle Jeffrey Alexander’ın çalışmasıyla ve sistem yaklaşımlarını kullanan Habermas ile Luhmann’la yenilenmiştir.
- Alexander yeni-işlevselcidir; etnometodolojiyle eşleştirmek yanlıştır.
- Ralf Dahrendorf işlevselciler arasında sayılamaz.
Çatışma kuramı
Çatışma kuramı toplumu, bireylerin ve grupların güç elde etmek için birbirleriyle yarıştığı bir alan olarak görür; çatışmanın denetim altına alınması, bir grubun rakiplerini geçici olarak bastırması anlamına gelir. Kuram iki ayrı gelenekten beslenir: Marx çizgisi (Mills, Frankfurt Okulu yani Eleştirel Teori, Bourdieu) ve Weber çizgisi (Ralf Dahrendorf, Lewis Coser, Randall Collins).
- Klasik çatışma kuramcıları: Marx, Weber, Simmel.
- Çağdaş çatışma kuramcıları: Dahrendorf, Coser, Collins.
- Durkheim işlevselcidir, çatışma kuramı içinde sayılamaz.
- Dahrendorf’a göre sosyoloji uzlaşıyı ve dayanışmayı değil, değişmeyi ve çatışmayı merkeze almalıdır. Marx gibi çatışmayı sanayi toplumlarında değişmenin ana dinamiği sayar; ancak analizini üretim araçlarının mülkiyetine değil, iktidar (güç) ve özellikle otorite konumlarına katılma ya da dışlanma üzerinden kurar.
- Lewis Coser gençliğinde Marksist harekette bulunmuş, ABD’de Marksist olmadan sosyalist düşünceleri sürdürmüş, Parsons’ın öğrencisi de olmuştur; yazılarında siyaset ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiye ilgisi görülür. Kuramı “çatışma” ile eşleşir.
- Randall Collins çatışma kuramcısıdır; etnometodolojiyle eşleştirmek yanlıştır. Goffman’ın çalışmalarından da etkilenmiştir.
- Pierre Bourdieu, toplumsal ve kültürel eşitsizliklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını “habitus” ve “kültürel sermaye” kavramlarıyla açıklar.
Sembolik etkileşimcilik ve Goffman
Sembolik etkileşimciliğin temelleri insan zihninin işleyişine dair yorumlarıyla George Herbert Mead tarafından atılmıştır. Öncül fikirler daha çok Dewey, Cooley, Thomas, Park ve Simmel’in yazılarında aranır. Herbert Blumer de bu çizgide yer alır.
Mead’in etkisi Blumer’de olduğu gibi Erving Goffman’da da belirgindir; bu iz ilk kitabı “Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumları”ndan başlayarak görülür. Çalışmaları, Peter Blau gibi bir rasyonel tercih kuramcısına, Randall Collins gibi bir çatışma kuramcısına ve etnometodologlara ilham vermiştir.
- Goffman’ın önerdiği “total kurumlar”, bireylerin öz-benliğini, değerlerini ve davranışlarını temelden değiştirmek amacıyla onları toplumdan yalıtan ve idari görevlilerce yönetilen biçimsel kurumlardır.
- Goffman ve Mead sembolik etkileşimcilik ile eşleşir; C. Wright Mills işlevselcilik değil çatışma çizgisindedir.
Etnometodoloji
Etnometodolojinin kurucusu Parsons’ın öğrencisi olan ve Schutz’un fenomenolojik düşüncelerinden büyük ölçüde etkilenen Harold Garfinkel’dir. Kökeni, Garfinkel’in 1945’te jüri görüşmelerinin ses kayıtlarını incelemesine dayandırılır. İnsanların çevrelerindeki dünyayı anlamak için kullandıkları yöntemlere bakan bu yaklaşım, 1967’de yayımlanan “Studies in Ethnomethodology” ile bağımsız ve bilinçli bir araştırma girişimi olarak gelişmeye başlamıştır.
Eleştirel kuram ve postmodernizm
Eleştirel kuramın (Frankfurt Okulu; örneğin Theodor Adorno) başlıca inceleme alanları kültür endüstrisinin çözümlenmesi, modern bilimsel çözümlemenin ve sosyolojinin temeli olarak pozitivizm ile ampirizmin eleştirisi, rasyonelleşmiş, otomatlaşmış ve tümüyle yönetilen bir dünyada bireyin göreli özerkliğinin bile yok olma eğilimi göstermesi karşısındaki karamsarlık ve gelişmiş toplumlardaki yeni egemenlik biçimlerinin incelenmesidir. “Düzenin nasıl kurulacağı” sorusu bu alanlar arasında yer almaz.
Postmodernizme katkı yapanlar arasında Lyotard, Baudrillard, Foucault, Derrida, Kuhn ve Feyerabend yer alır; Durkheim postmodernist değildir. Postmodern teoriler modern çağın bilim anlayışına eleştirel yaklaşır, merkez-çevre ayrımını bulanıklaştırarak merkezsizleşmeyi öne çıkarır ve modernist sembolik düzenlerin çözülmesini getirir. Bilim, ahlak ve sanat gibi alanları işlevsel olarak keskin çizgilerle birbirinden ayırdığını söylemek postmodern düşünceye aykırıdır.
- Yapısal işlevselcilik
- Durkheim’den beslenip Parsons’la gelişen, toplumu uyumlu bir sistem sayan kuramdır.
- Sistemler yaklaşımı
- Parsons’ın toplumu karşılıklı bağımlı alt sistemler üzerinden açıkladığı çerçevedir.
- Açık ve örtük işlevler
- Merton’un işlevleri amaçlanan ve amaçlanmayan olarak ayırdığı ikilidir.
- Yeni-işlevselcilik
- Alexander’ın başı çektiği, Parsons’ın fikirlerini 1980’lerde canlandıran akımdır.
- Çatışma kuramı
- Toplumu güç mücadelesinin yaşandığı bir arena olarak gören kuramdır.
- Habitus ve kültürel sermaye
- Bourdieu’nün eşitsizliklerin kuşaktan kuşağa aktarımını açıkladığı iki kavramdır.
- Sembolik etkileşimcilik
- Mead’in temellerini attığı, anlam ve etkileşimi merkeze alan yaklaşımdır.
- Total kurum
- Goffman’ın, bireyi toplumdan yalıtıp yeniden biçimlendiren kurumlar için önerdiği kavramdır.
- Etnometodoloji
- Garfinkel’in kurduğu, insanların dünyayı anlamlandırma yöntemlerini inceleyen yaklaşımdır.
- Kültür endüstrisi
- Eleştirel kuramın başlıca çözümleme alanlarından biridir.
- Postmodernizm
- Modernin bilim anlayışını ve merkezi düzenleri sorgulayan, merkezsizleşmeyi vurgulayan düşünce çizgisidir.
- Sosyalleşme
- İnsanın başkalarıyla karşılıklı etkileşim yoluyla toplumun yapma, duyma ve düşünme biçimlerini öğrenip içselleştirmesi sürecidir.